İmam Hüseyin (a.s)’ın Azim ve Emsalsiz Kişiliği 2. Ders

İmam Hüseyin (a.s)’ın Azim ve Emsalsiz Kişiliği ana başlığı altında AŞURADAKİ SIRLAR konusunu işliyorduk ve bu dersimizde de bu konuya devam edeceğiz.

Aşurada vuku bulan bu olaylar ve hikmetler:
Bizlere, "Aşuranın ne demek olduğunu" ve "Aşuraya nasıl yaklaşmamız gerektiğini" beyan eden hükümlerdir.
 Eğer bir kimse, Allahu Tebareke ve Teala'ya ve Resulü Hz. Nebiyyi Kibriya (s.a.a)'e iman etmiş ise; Hz. Nebiyyi Ekrem (s.a.a)'in ibadet ve musibetlerine de iman etmesi ve teslim olması gerekmektedir.
 Hz. Nebiyyi Ekrem (s.a.a)'in Ehlibeyti (a.s), Hz. Nebiyyi Ekrem (s.a.a)'in mutahhar vücudunun tezahür etmiş halleridirler.
 Ehlibeyt (a.s)'ın ibadetleri, Hz. Nebiyyi Kibriya (s.a.a)'in ibadetleridir.
 Ehlibeyt (a.s)'ın itaatleri, Hz. Nebiyyi Kibriya (s.a.a)'in itaatleridir.
 Ehlibeyt (a.s)'a karşı gelmek, Hz. Nebiyyi Kibriya (s.a.a)'e karşı gelmektir; (El Euzubillah) Hz. Nebiyyi Kibriya (s.a.a)'e karşı gelmek ve o Hazreti hafife almak:
 "Allahu Tebareke ve Tealanın İlahlığına, Hellagiyyetliğine, Rabbliğine ve Hükümranlığına karşı gelmek demektir."
 Bu karşı gelmeler kişiyi Esfelis Safiline götürür ve insanlık derecesinden çıkarır; insanlık derecesinden çıkmak ise:
 "Zillet getiren her türlü bela ve musibetin sonsuza kadar içine girmek" demektir.
 Hz. Nebiyyi Kibriya (s.a.a)'den berî (uzak) olmak; O Hazreti hafife almak hiçbir zaman hiçbir kimseye (kısa döngüler için dahi olsa) menfaat getirmez/getiremez! Bu kesindir!
Geçen dersimizde Aşuranın sırlarını, azametini ve mahiyetini kısmen işlemiştik.
Aşura'nın, hem kendisi; hem ibadet boyutu; hem de musibet boyutu ile emsalsizdir.
Allahu Tebareke ve Teala'nın alemleri yarattığı ilk günden bugüne kadar Aşuranın hiçbir emsali olmamıştır ve olmayacaktır.
Aşura olayı Azimdir!
Aşura olayı, olay bakımından emsali bulunmayan büyüklüktedir.
Olay bakımından Aşura Vâkası gibi bir vâka, vuku bulmamıştır ve bulmayacaktır.
Aşura İbadettir!
Aşura, İbadet bakımından azimdir ve hiçbir mahluk Allahu Tebareke ve Teala'ya böyle bir ibadet (Aşura gibi bir ibadet) yapamamıştır ve yapamayacaktır!
Aşura Musibettir!
Aşura musibet bakımından E'zemdir. Allahu Tebareke ve Teala'nın alemleri yarattığı ilk günden bugüne kadar hiçbir zaman Allahu Tebareke ve Teala'nın hizbine, mektebine ve ekolüne böyle bir musibet müteveccih olmamıştır ve olmayacaktır.
Aşura, olay bakımından azimdir!
Aşura, ibadet bakımından azimdir!
Aşura, musibet bakımından azimdir!
Aşura, harb bakımından azimdir!
Aşuranın hiçbir cihetten hiçbir emsali yoktur!
Aşuranın içerisinde azim olan ve emsali olmayan bir takım şeyler vardır dedik ve "AŞURANIN CİLVELERİ" konusuna girdik.
Aşurada ne vardır?
Aşurayı bu kadar mümtaz eden şey nedir?

İmam Hüseyin (a.s)’ın Mukaddes Vücudu ve İmam Hüseyin (a.s)’ın Kerbeladaki Ehlibeyt ve Ashabı

 Aşura'nın içinde azim olan ve emsali olmayan bir takım şeyler vardır ve bunlardan birisi de:
İmam Hüseyin (a.s)'ın mukaddes vücudu ve İmam Hüseyin (a.s)'ın Kerbeladaki Ehlibeyt ve Ashabıdır.
Bunlar Kerbela'nın (Aşura'nın) cilveleridirler, tecelligahlarıdırlar.
Bunlarda ne vardı?
Bunlar neyi tecelli ettirdiler?
Cilve: Tecelli olmak.
Cilve, birtakım şeylerin onların şahsında, vücudunda, elinde ve fiilinde hayata geçmesi ve zahir olmasıdır.
İmam Hüseyin (a.s)'ın mukaddes vücudu ve İmam Hüseyin (a.s)'ın Kerbeladaki Ehlibeyt ve Ashabı,
Aşuranın cilvelerinden ve tecelligahlarından biridir ki:
Bizim bunları anlamamız ve algılamamız gerekmektedir.

Hz. Eba Ebdillah El Huseyn (a.s)'ın mukaddes vücudu ne idi?
Hz. Eba Ebdillah El Huseyn (a.s)'ın mukaddes vücudunda tecelli eden şey ne idi?
Allahu Tebareke ve Teala, o mukaddes vücutta neyi meydana getirdi?
Hz. Eba Ebdillah El Huseyn (a.s), Allah'ın dinini ihya etti.
"Hz. Eba Ebdillah El Huseyn (a.s) Allah'ın dinini nasıl ihya etti?"
Hz. Nebiyyi Kibriya (s.a.a), Hz. Eba Ebdillah El Huseyn (a.s)'ın vücudunda İblisi Sistemin tamamı ile harb etti ama Hz. Resul-i Kibriya (s.a.a) neyi tecelli ettirerek harb etti?
Vücuda gelen şey ne idi?
Ya da Hz. Eba Ebdillah El Huseyn (a.s)'ın Ehlibeytine bakın:
Hz. Kamer-i Muniri Ben-i Haşim Ebelfezl Abbas (a.s)'dan tutun, Hz. Kasım b. Hasan (a.s)'a kadar; Hz. Ali Ekber (a.s)'dan tutun Hz. Ali Esger (a.s)'a kadar; Allahu Tebareke ve Teala İmam Hüseyin (a.s)'ın Ehlibeytinde neyi mutecelli kılmıştır?

 İmam Hüseyin (a.s)'ın Ehlibeyti Aşuranın cilveleridirler; eğer bunları idrak etmeyecek olursak Aşurayıda idrak edemeyiz.
 Eğer Aşurayı, bu şekilde tecelligahı ile bilmeyecek olursak Hz. Eba Ebdillah El Huseyn (a.s)'a ihanet etmiş oluruz.
 Hz. Eba Ebdillah El Huseyn (a.s)'a ihanet etmek, Hz. Nebiyyi Kibriya (s.a.a)'e ihanet etmektir.
 Hz. Nebiyyi Kibriya (s.a.a)'e ihanet eden kişiye ise Allahu Tebareke ve Tealanın rahmet gözü ile bakması haram olur.
 Aşura'nın tecelligahlarından birincisi Hz. Eba Ebdillah El Huseyn (a.s)'ın mukaddes vücudu, mutahhar Ehlibeyti ve tertemiz ashabıdır.

2-Aşuranın Özü:

Allahu Tebareke ve Teala'nın ideolojisi, mektebi ve kuvvetleri sahip oldukları bütün güçlerini ve donanımlarını kullanarak; İblisin de bütün silah ve donanımını kullanarak; İblisi sistem ile İlahi sistemin karşı karşıya gelmesidir.
Aşuradaki kılıç ve mızraklar o kadarda önemli değildir!
Aşurada kesilen başlar o kadarda önemli değildir!
Aşurada doğranan bedenler o kadar önemli değildir!
Aşurada iki sistem karşı karşıya geldiler; harbe tutuştular; çarpışmaya girdiler ve de öyle bir çatıştılar ki:
Evvelinden ahirine kadar Hak ile Batıl bu şekilde karşı karşıya gelmemişti.
Evvelinden ahirine kadar İlahi sistem ile İblisi Sistem bu şekilde karşı karşıya gelmemişti; bu şekilde çatışmamıştı ve çatışmayacaklardır.
 Allahu Tebareke ve Teala'nın sisteminde ne kadar gücü, kuvveti, silahı, tankı, topu vardı ise tamamı Aşurada hazırdı ve İblis bütün güç ve kuvveti ile defeten İlahi sisteme karşı saldırıya geçti.
 
 İblisi Sistem defeten, topyekûn, istirahat etmeksizin saldırıya geçti hatta yedek unsur dahi olmaksızın saldırıya geçtiler.
 Burada abartılı cümle yoktur; Aşuranın cilveleri bunlardır. Bunları hayal edin. Hayal etmeye çalıştığınız zaman aklınızın durduğunu göreceksiniz. Hayal dahi edemiyoruz!
Birde bu hakikati zerre kadar mukaşefe ettiğinizi düşünün; o zaman ne olursunuz?
İmam (a.s) buyuruyor ki: "Yeryüzünde nefes alan kalmaz!"
Bir an hayal edilmesi, bir cümlenin az buçuk şekillendirilmesi, tasvir edilmesi akıllarımızı donduruyor; akıllarımızı kurutuyor; akıllarımızı yakıyor!
Bir saniyeliğine, bir zerre onun hakikatini müşahede edecek olsak ne oluruz?
Aşuranın cilvelerinden biriside budur ki:
 Batıl cephesinin var gücü ile topyekûn olarak Allah'ın cephesine saldırmasıdır.
Aşura günü, İblisin askerlerinden hiçbiri istirahat dahi etmedi; hepsi var gücü ile taarruza geçti; hiçbirisi yedekte dahi beklemiyordu hepsi meydanda taarruzdaydı.
Aşuranın bu cilvesi çok mühimdir.
Eğer biz bu cilveden habersiz olacak olursak İmam Hüseyin (a.s)'ın neyin harbini verdiğini idrak edemeyiz.

Aşuranın bir diğer cilvesi (tecellisi) ise:

3-Allahu Tebareke ve Teala’nın İşi ve Fiili

Burada Teknik bir konu var.
Tevhidi Ef'ali'yi herkesin bilmesi gerekir.
Tevhid-i Ef'ali'yi bilmeyen kişinin müslümanlığında problem vardır.
Tevhid-i Ef'ali'yi bilmeyen kişi Allahu Tebareke ve Teala'yı tanımıyordur.
Tevhid-i Ef'ali'yi bilmeyen kişi, öyle bir Allah'a iman etmiştir ki onun Tevhid-i Ef'âli'sini bilmiyordur.

ALLAHU TEBAREKE VE TEALA'NIN İŞİNİN VE TAKDİRİNİN AŞURADA TECELLİ ETMESİ:
Allahu Tebareke ve Teala'nın işi Aşurada (tecelli etti) ortaya çıktı.

Tevhidi Ef’ali kısaca nedir?

 Alemde büyük küçük ne iş varsa (sizin göz kırpmanızdan tutun; yer kubbenin göğe, gök kubbenin de yere dönmesine kadar) alemde ne iş var ise; hangi mahluk ne iş yapıyorsa; hatta burada mahlukun olup olmaması da önem arz etmeksizin alemde vücuda gelen her şeyin Allahu Tebareke ve Tealanın takdiri ile vücuda gelmesidir.
 Yani Allahu Tebareke ve Teala'nın iradesinin ve takdirinin dışında olan hiçbir şey yoktur.
Tevhidi Ef'ali:
 Alemlerde, Allah'ın irade etmediği; takdir etmediği; gücünün ve kontrolünün altında olmayan hiçbir şeyin olmamasıdır (bireysel işlerde de bu şekildedir).
 Hiçkimse, hiçbir şeyi kendisi kendiliğinden yapamıyor; yapılan her şey Allahu Tebareke ve Teala'nın takdiridir.
 Tevhid-i Ef'ali'nin genel kanunu budura ama Tevhid-i Ef'ali'de çok bariz, çok nazik ve çok ince bir nokta vardır ki eğer bu nokta gözden kaçırılacak olursa, kişi müşrik olur.

 Bu tarifin içinde çok nazik ve çok milimetrik bir denklem bulunmaktadır; bu denklem doğru şekilde adlandırılamazsa ve yeri yerine konulamazsa kişi müşrik olur; çünkü bu denklem yeri yerine konulamadığı zaman:
 "Yeryüzünde ki hiç kimse suçlu değildir!" sonucu oluşmaktadır; çünkü her şeyi Allah takdir etmiştir.

 Allahu Tebareke ve Teala takdir etmeden hiçbir kimse hiçbir işi yapamaz; bu şekilde inanıldığı zaman bazı kimseler şu sonuca ulaşıyor:
 Allah Tebareke ve Teala, Kerbelada Hz. İmam Hüseyin (a.s)'ın başının kesilmesini takdir etmişti; o adamlarda bu takdiratı icra etti.
 Burada aklımıza bir takım sorular gelmektedir:
"Kerbelayı Allah irade etmedi mi?"
Öncelikle şöyle sorayım:
 İblisin Adem'e secde etmemesi Allah'ın iradesinin dışında mıydı?
 Allah bunu takdir etmişti; İblisin, Adem (a.s)'a secde etmemesi Allah'ın takdirinin içindeydi; o halde Allah, İblisi niye kovdu?
 Bunları soruyorum çünkü Tevhidi Ef'ali'de ki mihenk taşını anlamayacak olursak:
 Her mücrimin ve her cinayet işleyenin cinayetinin müsebbibi (haşa ve kella) Allahu Tebareke ve Teala olur.

 Eğer ki bir kişi Tevhidi Ef'aliyi açıkladığımız şekilde anlamazsa ve denklemi düzgün bir şekilde kuramayarak bunun altında yatan manayı idrak edemezse ve teslim olamazsa müşrik olur.

 Tevhidi Ef'alinin içindeki mana şöyledir:

 Bütün işler Allahu Tebareke ve Teala'nın iradesi altındadır ama Allah, o işi kimseye zorla yaptırmıyor; işi 
yapan kişiye irade veriyor.

Mesela:
 Benim bugün bunları söylemem cebri değildir ya da bir farklı Alimin bunları size anlatmaması da aynı şekilde cebri değildir.
 Allahu Tebareke ve Teala mahlukunu yarattığı zaman o mahlukun ne yapacağını biliyordu; Onun yapacağı o iş, Allah'ın mukadderatıdır. O işi yapıp yapmama yetkisini ise Allah mahluğuna vermiştir.
 Yani Allah hiçbir işi hiçbir kimseye cebren yaptırmıyor.

  Ancak Sünniler ise Allahu Tebareke ve Teala'nın insana vermiş olduğu iradeyi reddetmektedirler.

 Allahu Tebareke ve Teala'yı, suçlunun suçuna ortak ve suçun sahibi olarak gören mekteplerin tamamı Ehlibeyt mektebinin dışındaki mekteplerdir.

 Bu mektepler, bu görüşlerini yalnızca Ehlibeyt mevzu olduğu zaman gündeme getiriyorlar. 
 Ehlibeytin dışında hiçbir zaman bu görüşlerini gündeme getirmiyorlar.

 Ne zaman ki Ehlibeytin hakkı mevzu olacak olsa, onlar diyorlar:

 "(Haşa ve kella) Bu Allah'ın takdiridir! Meğer Allah'ın iradesinin dışında bir işin olabilmesi mümkün müdür?
 -Bunu Allah irade etti." diyorlar.
 Ehlibeytin hakkı ne zaman mevzu olacak olursa, bu mektepler insanları böylesine bir şirke mübtela ediyorlar.

Bu mekteplerin kullanmış olduğu metod:
"Allah düşmanlarını aklamak için Allah'ı suçlama" metodudur.

Bir başka grupta çıkıp diyor ki:
"Hayır! İnsan, Allah'ın irade etmemesine rağmen iş yapabilmektedir."
 Bu da yanlıştır; bu görüşte tevhidi Ef'aliye aykırıdır.

1-Allahu Tebareke ve Teala'nın insana cebren bir şey yaptırması Tevhid-i Ef'aliye aykırıdır.
2- İnsanın, Allah'ın irade etmediği bir şeyi yapabilmesi Tevhid-i Ef'aliye aykırıdır.
Bu ikisi de mümkün değildir!
Bu ikisi de batıldır!
Allahu Tebareke ve Teala'nın iradesinin dışında yapılan hiçbir iş yoktur.
Yani, Allah irade etmeden, Allah'ın bilgisi ve haberi olmadan hiç kimsenin hiçbir işi yapması/yapabilmesi mümkün değildir!

Allahu Tebareke ve Teala'nın herkesin yapacağı işten haberi (bilgisi) vardır.
Fakat kişinin kendisi o işi yapıp yapmamada muhtardır.

 Bu kişi ister iman edenlerden olsun; isterse de inkar edenlerden olsun fark etmeksizin herkesin, her şeyi Allahu Tebareke ve Teala'nın kontrolü altındadır.

 Bu hakikat ayeti kerimede de beyan buyurulmuştur: 
Allahu Tebareke ve Teala her türlü bilgisizlikten münezzehtir.
Hiçbir kimse, Allah'ın iradesi olmadan hiçbir şeyi yapamaz.

Allahu Tebareke ve Teala insanlara seçme hakkı (ihtiyar, yetki) vermeden; yapma isteği veya yapmama isteği vermeden; onları hür kılmadan insanlara hiçbir işi yaptırmaz.

Bu açık ve net bir olaydır!
Allahu Tebareke ve Teala Aşurada, Tevhidi Ef'alisini tecelli ettirdi.
Yani bu Ne demektir?

1-Hz. İmam Hüseyin (a.s)'ın mukaddes vücudu ile tezahür ve tecelli eden şey ne idi?
2-Hz. Eba Ebdillah El Huseyn (a.s)'ın Ehlibeytinde ve Ashabında tecelli eden şey ne idi?
3-İblisî sistem ile İlahi sistemin (Mutlak Hak ile Mutlak Batılın) harbi olan Aşurada mutecelli olan şey ne idi?
4-Allahu Tebareke ve Teala'nın işinin, fiilinin ve iradesinin Aşurada tecelli etmesi ne manaya gelir?
Bu soruların hepsini ileride cevaplayacağız ama İblisin Allaha karşı koyması ile başlayalım:

İBLİSİN ALLAHU TEBAREKE VE TEALAYA KARŞI KOYMASI:

İblis, Allahu Tebareke ve Tealaya karşı koydu.
İblis, Aşura günü ne kadar gücü ve silahı vardı ise topladı ve Allahu Tebareke ve Teala'ya karşı koydu.
Bu konuya işlerken 3 konuyu birbirinden ayırın:
1-İblis apaçık bir şekilde, hür iradesi ile irade ederek Allahu Tebareke ve Teala ile harb etti.
2-Hz. Eba Ebdillah El Huseyn (a.s) hür iradesi ile irade ederek İblis ile harb etti.
Yani Hz. Nebiyyi Kibriya (s.a.a), Hz. Eba Ebdillah El Huseyn (a.s)'ın vücuduyla (bedeni ile) tam manası ile harbe koyuldu.
3- İmam Hüseyin (a.s)'ın Ehlibeyti ve Ashabı bir takım şeyleri irade etti.
Bu konu karışık görünen ama hiç de karışık olmayan bir konudur.
 Bunları birbirine karıştırmamanız gerekiyor; İblis mevzusunu açıkladığımız zaman, Hz. İmam Hüseyin (a.s)'ın iradesi ile kıyaslamayacaksınız!
 Hz. İmam Hüseyin (a.s)'ın iradesini karıştırmayacağınız gibi Ehlibeytinin ve ashabınında iradesini karıştırmayacaksınız!
 Burada Sakife ehlini, güruhunu ve gurubunu da (ki İblisin bir alt grubudurlar; piyonlarıdırlar, onlarıda) katmayın.
 Çünkü buradaki asıl E'zem irade İblisin kendi iradesidir; Sakife Vakası da sadece bir olaydır.
 Bugün bizlerin Ehlibeyt mektebine karşı tarafsız kalması da Sakife olayının bir benzeridir.
Sakifiyyede şahısların olduğu doğrudur ama Sakife şahıslardan ibaret değildir.

SAKİFE

 İblisi ideolojinin, fikir ve hayat bulmuş hali; ete ve kemiğe bürünmüş hali; söze ve lafa bürünmüş hali ve İblisi ideolojinin, fiile dökülmüş garnizonudur.
İblisin, hür iradesi ile Allahu Tebareke ve Tealaya karşı koymasını açıkladığımız zaman:
1-Hz. Eba Ebdillah El Huseyn (a.s)'ı, Ehlibeytini ve ashabını karıştırmayın!
2-Sakife ehlini karıştırmayın!
Aşura olayına İblis hakikatinden (cihetinden) bakacak olursanız ise:

 Aşura olayı, İblisin hür iradesi ile hiçbir eksik bırakmaksızın Allahu Tebareke ve Teala'nın Peygamberine karşı mutlak manada karşı koyduğu arenadır.

 İblisin, Allah'a ve Enbiyaullah'a mutlak manada, var gücü ile karşı koyduğu yegâne arena, tek sahne, tek ortam ve tek mücadele yeri Aşura'dır.
 Aşurayı İblis açısından düşünüyoruz:
 İblis bu savaşı hiçbir baskı ve tesir altında kalmadan seçmiştir:

■İblis, bu savaşa girer iken Sâkifenin tesiri altında kalmadı!
■Hiçbir İblisi grubun tesiri altında kalmadı.
■Ya da Xilgetin ilk gününden, kıyamı kıyamete kadar var olacak olan hiçbir mezalimin veya şirk grubunun tesiri altında kalmadı.
İblis, bu savaşı hür iradesi ile seçti ve İblis ile İmam Hüseyin (a.s), Kerbelada savaştılar.
Hem Hz. Eba Ebdillah El Huseyn (a.s), hem de İblis bu savaşa mutlak irade ile girdiler!

Bunu çok iyi bilin ki:
İblisin kuvveti, Hz. Eba Ebdillah El Huseyn (a.s)'ın kuvvetine denkti!
İblis sıradan birisi değildi!
İblis güçsüz birisi değildi!
İblis direkt olarak Allahu Tebareke ve Teala'nın Zatı Akdesi ile harbe giremezdi/girmez çünkü Allahu Tebareke ve Teala bir cisim değildir.
Bu sebepten dolayıda İblis Allahu Tebareke ve Teala'nın Peygamberi ile, Vekili ile harbe girdi.
Allahu Tebareke ve Teala, Hz. Nebiyyi Kibriya (s.a.a)'de mutlak olarak tecelli edemez!

Bunu için sizlerin şu soruyu:
"İblis kimdir ki gücü Peygamberine gücüne denk olabilir?" sormanız yanlıştır.
Bunu bilin ki İblisin gücü Nebiyyi Kibriya (s.a.a)'in gücüne denkti.
Hz. Eba Ebdillah El Huseyn (a.s)'ın gücü, Peygamber (s.a.a)'in gücüdür.
Hz. Peygamber (s.a.a)'in gücünün tamamı, Hz. İmam Hüseyin (a.s)'ın gücüdür; Hz. Peygamberin gücünün tamamı, Hz. İmam Hüseyin (a.s)'dadır; Hz. Emirelmüminin Ali b. Ebu Talib (a.s)'dadır; Hz. Fatime-i Zehra (s.a)'dadır; Hz. İmam Hasan (a.s)'dadır ve İblisin gücü de onların gücüne denktir.

 İblis ve güruhu Aşura günü kendi hür iradeleri ile meydana geldiler ve bu gelişlerinde de kat'î sûrette en ufak bir cebr (zorlama) dahi yoktur.

Bu olay varlık aleminde vücuda gelen en büyük olaydır!
Bu olay, (İblis açısından) varlık aleminde vücuda gelen en büyük cinayettir!
Hiç kimse Kerbela'nın yanından geçemez!
Hiç kimse Aşuraya, (Kerbelaya) tarafsız kalamaz!

Tarafsız kalanların misallerini, AŞURA: Cennet ile Cehennemin Yol Ayrımı konulu dersimizde açıklamıştık.

 Tarafsız kalanların arasında en iyi akıbete sahip olan Tırımmahdı; ki nasıl bir âkıbeti oldu?

 Âkıbeti en iyi olan İbn. Abbas idi; kendisi muhaddis ve müfessir idi; Nebiyyi Kibriya'nın (s.a.a) ve Aliyyel Murteza'nın (a.s) yeğeni ve talebesi idi ama bakın ki âkıbeti ne oldu?
 İblis, Aşura günü kendi iradesi ile; var olan bütün gücü ile birlikte Hz. Nebiyyi Ekrem (s.a.a)'e karşı taarruza geçti.
 Bir düşman düşünün ki (İblis) bütün varlığı ile Nebiyyi Kibriya (s.a.a)'in oğluna ve şahsına karşı taarruza geçmiştir; bizler ki kendimize Hz. Nebiyyi Ekrem (s.a.a)'in taraftarları diyoruz; kendimize "Bizler, Hz. Nebiyyi Ekrem (s.a.a)'in Ümmetiyiz!" diyoruz; Hz. Nebiyyi Ekremin adı her geldiğinde salavat getirmeyi üzerimize farz biliyoruz; bizler ki Hz. Nebiyyi Kibriya (s.a.a)'in adından şefaat diliyoruz; bizler ki rahatsızlandığımız zaman Hz. Nebiyyi Ekrem (s.a.a)'in mübarek adını bir suya okuyoruz şifa talep ediyoruz ve şifamızı da buluyoruz; Bizler, Hz. Nebiyyi Ekrem (s.a.a)'in adına dahi bu kadar önem göstermekteyken; hal bu iken İblis ise aynı Peygambere (s.a.a) tam manası ile taarruz etmiştir ve İblisin yapmış olduğu o taarruz İblisin en büyük taarruzu idi.
İblis o güne kadar öyle bir taarruz yapmamıştı ve kıyamı kıyamete kadar bir daha da yapmayacaktır.
İblisin Aşura günü yapmış olduğu taarruzda, İblisin bütün askerleri, hazır bir şekilde İblisin yanındaydı.
Vücud-u şekil olarak Kerbelada olmayabilirlerdi ama hepsi görev alanında görevini yapıyordu.

Farklı şehirlerde bulunan kimseler de bulundukları yerlerde görevlerini yerine getiriyorlardı.

İblisin Kerbelada vücud olarak hazır olmayan askerleri:
İnsanları, at ile, eşleri ile, çocukları ile, hanımları ile, kira ile, borç ile, yemek ile v.b şeyler ile korkutuyorlardı;
Kimisini de ölüm ile, gençlikleri ile, işkence etmek ile korkutuyorlardı; bilahare hepsini diskalifiye ediyorlardı ve korkanların tamamı da İblisin cephesinde saf tutmuş bulunuyorlardı.

 Korkup kenara çekilenlerin hiçbirisi (ne o zamanda, ne de bu zaman da) Hz. Eba Ebdillah El Huseyn (a.s)'ın safında değillerdir. Allahın emirlerini erteleyenlerin ve öteleyenlerin hiçbirisi Hz. İmam Hüseyin (a.s)'ın sisteminin askerleri değillerdir.
 Aşura derslerine başladığımız zaman Aşurayı anlayabilmemiz için yapmamız gerekenlerden birisininde tahayyül etmek olduğunu söylemiştik; bunları hayal edin, kafanızda canlandırın ve kimin tarafında olduğunuzu teşhis edin. 

 Siz Hz. İmam Hüseyin (a.s)'ı Aşurada fiziki olarak mağlup görebilirsiniz; elleri ve kolları kesilenleri görebilirisiniz; kırbaçlananları görebilirsiniz ama bunu bilin ki:

Aşurada zelil olan kimse yoktur! Yok!
Aşurda çaresiz olan kimse yoktur!
Aşurada kolları kesilenler vardır; Aşurada başları bedenlerinden ayrılanlar vardır ama Aşurada zelil olan hiç kimse yoktur!
Hiçbiri ama hiçbiri korkmuyordu!

MELUN İBN-İ ZİYAD’IN MELN ÖMER B. SAD’A MEKTUBU

İblis ordusu, Aşura günü yapılabilecekleri zulümlerin tamamını en âlâ derecede gerçekleştirdiler.

 Allahu Tebareke ve Teala, Velayetmedar alimlerimizin vücudunu hifz etsin kendileri defalarca mersiyelerinde ve minberlerinde bu konuyu açıklamışlardır ve hepiniz de bu konuyu biliyorsunuz.

Melun İbn-i Ziyad, Melun Ömer b. Sad'a mektup yazdı ve mektubunda:

 "İmam Hüseyin (a.s)'ı ve Ehlibeytini şehid ettikten sonra hepsinin başını bedeninden ayırıp mızrak ucuna takmasını ve başsız bedenlerin üstünde de at koşturmasını emretti."

Bunu neden yaptılar?
 Neden İmam Hüseyin (a.s)'ın, Mukaddes Ehlibeytinin ve Mukaddes ashabının başsız bedenlerinin üstünde at koşturarak o mukaddes vücutları ayaklar altında ezdirdiler?
İbn-i Ziyad (l.a) bunu niye yaptırdı?
Öncelikle İbn-i Ziyad'ın (l.a) mektubunda var olan iki tane önemli noktayı açıklayalım; daha sonra sebebini söyleyelim; Melun İbn-i Ziyad, Melun Ömer b. Sad'a yazmış olduğu mektupta şöyle yazmıştır:

 "Ey Ömer b. Sad! Yazmış olduğum bu mektup, senin eline ulaşır ulaşmaz Hüseyini yerleşim yerlerinden uzak bir noktada (bir çölde) kuşat.
(Hüseyini öyle bir yerde kuşat ki yerleşim yerlerinden çok uzak olsun, orası bir çöl olsun)
Ve onu teslim olmaya, boyun eğip diz çökmeye ve biat etmeye zorla! Eğer Hüseyin boyun eğmez ve diz çöküp biat etmeyi kabul etmezse onun başını, onu kuşatmış olduğun ıssız çölde bedeninden ayır! Başını bedeninden ayırdıktan sonra bedenini atların ayağının altında ez ve çiğnet! Gerçi onları öldürdükten sonra bu işin (onların bedenini atların ayağının altında ezdirme işinin) onlara hiçbir azabı olmayacaktır; bu, onlara hiçbir azap vermeyecektir ve ben kesinlikle azap vermeyeceğini biliyorum ama sen yine de bunu yap! Çünkü ben bunun böyle olmasını istiyorum!"


Neden?
İbn-i Ziyad bunu neden istiyor?
Bunu hepiniz belki onlarca defa mersiyelerde duymuşsunuzdur ve her duyuşunuzda da ağlamışsınızdır.
Peki bunu neden yaptıklarını biliyor musunuz?
Bakınız:
Bu, İblisi sistemin bu savaşta yapmış olduğu çirkefliğin zirvesinin beyanıdır.
Bunlar, öldürmek ile yetinmezler!
Bunlar, dini ortadan kaldırmak ile yetinmezler!
Bu iş onların, Allah'ın dinini ve ideolojisini ayaklar altında ezmekten başka hiçbir şey ile yetinmeyeceklerinin beyanıdır!
 Hz. İmam Hüseyin (a.s), Allah'ın yeryüzündeki temsilcisidir ve İmam Hüseyin (a.s)'ın bedeninin, atların ayaklarının altında çiğnenmesi, Allah'ın dininin ve Allah'ın ideolojisinin ayaklar altında çiğnenmesi demektir!

Bunu yaptılar ve bunu yaparken de hiçbir cebr bulunmaksızın kendi hür iradeleri ile yaptılar.
Peki sizler güncel hayatınızda bu melunlara benzeyerek nasıl Hüseynî olduğunuzu iddia edebiliyorsunuz?
Onlara benziyorken nasıl Hüseyin'den medet bekliyorsunuz?
Onlara benziyorken Hüseyin'den nasıl şifa bekliyorsunuz?
Onlara benziyorken nasıl Hüseyin'den kurtuluş bekliyorsunuz?

Kendinize bakınız:
Hüseyin'in ideolojisi sizin evinize hakim midir? Değil midir?
Eğer Hüseyin'in ideolojisi evinize hakim değilse bilin ki:
Evinize Hüseyin'in düşmanlarının ideolojisi hakimdir!

Kendinize bakın:
Hüseyin'in ideolojisi sizin beyninize hakim midir? Değil midir?
Eğer İmam Hüseyin (a.s)'ın ideolojisi sizin beyninize ve size hakim ise:
Siz Huseynisiniz!
Eğer İmam Hüseyin (a.s)'ın ideolojisi size hakim değilse:
O halde siz, Yezidîsiniz!

 Onlarda dünyaperestlerdi; siz de dünyaperestsiniz!
 Onlar da dünya malı için her şeyi yapıyordu; siz de dünya malı için her şeyi yapıyorsunuz!
 Onlar dini tekzib ettiler; siz de dini tekzib ediyorsunuz!
 Onlar o gün, İmam Hüseyin (a.s)'dan delil istediler ve İmamda delil getirdi ve daha sonrasında da delili kabul etmediler; siz de bugün Hüseyin'in temsilcileri olan alimlerden (müçtehidlerden) delil istiyorsunuz ve onlarda delil getiriyorlar ama daha sonrada getirmiş oldukları delilleri kabul etmiyorsunuz.
 Onlar, bunların hepsini yaptılar ve İblisî oldular; peki siz de bunların hepsini yapmanıza rağmen nasıl Hüseynî olduğunuzu iddia ediyorsunuz?

 Bakın ben bunları soruyorum çünkü bu soruların aklınıza gelmesini istiyorum; kendinizi tartmanızı ve kendinizi muhakeme etmenizi istiyorum yoksa benim kimseyi yargılamak gibi bir derdim yok!

İblisî sistem diyor ki:
Ben, İlahî sistemi ayaklar altında ezip yok edene kadar; İlahî sistemi zelil edene kadar; İlahî sistemi har edene kadar hiçbir şey ile tatmin olmayacağım!
Bakın İblis ne yapıyor? Bakın İblis, Allah'a nasıl karşı çıkıyor ve sonra bir daha bakın ki şunu görün:
Sizler güncel hayatınızda İblise ne kadar benziyorsunuz?

 İran'da bir tanıdığım vardı ama kendisi Alim değildi; kendisinin bir ilaç firması vardı. Bu adam diyordu ki:

 "Hacı Ağa! Benim aklıma Allah'ın kanunları geldiğinde; Hz. Emirelmuminin İmam Ali (a.s)'ın ve Evlatlarının, o durumları benim aklıma geldiği zaman:
"Euzu billahi mineşşeytanirracim" deyip kendimi konsantre etmek istiyorum; bunu istediğim zaman kalbime bir ses doğuyor ve o ses bana diyor ki:
De ki: "Euzubillah menemşeytanirracim!"
Şeytan bana diyor ki:
Niye bana lanet okuyorsun? Kendine lanet oku! Sen kendinde benimle eş değersin!"

Çok enteresan bir cümledir ama haktır!
Şeytan buna diyor ki:
De ki: "Euzubillah menemşeytanirracim!"
Bakın şeytan diye biri vardır ve bu ayrıdır ama şeytanın bir de askerleri vardır!
Allahu Tebareke ve Teala Kur'an'da buyuruyor ki: Şeytanlar insanlardan ve cinlerdendir!
Şeytanlar hem insan türevindendirler ve hem de cin türevindendirler!

İnsan türevinden şeytanlar nasıl oluyor?
Biz biliyoruz ki: "Şeytan ateşten yaratılmıştır."
Biz yine biliyoruz ki: "İnsan da topraktan yaratılmıştır."
İnsan ateşten yaratılmamıştır ama Allahu Tebareke ve Teala Kur'an'da buyuruyor ki: "Şeytan insanlardan ve cinlerdendir."
Bu nasıl oluyor?
"Adam İblisî fiiliyatını, Nebiyyi Kibriya (s.a.a)'e karşı olan en alçakça şekillerdeki taarruzunu öyle bir şekilde benimsiyor ve tepkisiz kalıyor ki: O insan da şeytanlardan oluyor!"
Bakın şeytan olmak bu kadar basittir!
İblisin işine; İblis'in askerlerinin işin; İblise özenenlerin işine; İblisin işlerini örnek alanların yapmış oldukları işlere, çirkin iş denilmez! Çünkü onların işleri çirkinliğin tacıdır! Onların işleri çirkinliğin en zirve halleridir!

 Hz. Eba Ebdillah El Huseyn (a.s)'ın karşısında tezahür eden İblisin, nasıl bir halde olduğunu görüyorsunuz değil mi?
Bizler, Hz. Eba Ebdillah El Huseyn (a.s)'ı ötelememize rağmen nasıl Hüseyinî olabiliriz?
Biz, peşinde koşmuş olduğumuz şeylerin bizi nereye götürdüğünü biliyor muyuz?
Hadislerde buyuruluyor ki:
"Her yer kerbeladır; her gün Aşuradır!"
Bu yalan değildir!
Meğer Vahyin oğlunun yalan konuşması mümkün müdür?
Eğer her yer Kerbela ise ve her gün Aşura ise ve her ay Muharrem ise (ki böyledir!); bunun manası şöyledir:
"Her zamanda (her dakikada) Hüseyin de vardır; Yezid de vardır; İblisin tezahürü de vardır!
İblis insanda nasıl tezahür edebilir?
Bu şekilde tezahür eder!
İblis bu savaşı Hz. İmam Hüseyin (a.s)'a galebe edemeyeceğini bile bile başlattı.
İblis İmam Hüseyin (a.s)'ı yenemeyeceğini biliyordu.
Meğer İblis Veliyullah'ı yenebileceğini düşünebilir mi?
Kusura bakmayın ama bugün yaptıklarımız ile yarın tövbe edebileceğimizi düşünen ahmaklar bizleriz!
Bizler bu şekilde, kendimizi kandırıyoruz; siz çok çok kandırsanız Adnan Hoca'yı kandırırsınız; bir üste çıksanız Nasır Mekarim Şiraziyi kandırırsınız; bir kademe daha üste çıksanız gidip üç tane yalan söyleyip Rehberi kandırabilirsiniz! Siz bu kadarsınız!
Siz başka kimi kandırabilirsiniz; Rehberin üstünü ki (İmamı Zaman (a.f)'u) kandırabilmeniz mümkün değildir!
Bilin ki!
Hayatınız onun elindedir! Hayatınız Rehberin üstündeki kişinin Hz. İmam-ı Zaman (a.f)'in elindedir. Onun vücudu sayesinde nefes alıyorsunuz; onun vücudu sayesinde yemek yiyorsunuz; onun vücudu sayesinde mutenneim oluyorsunuz! O yok ise sizde de hiçbir şey yoktur!
Evvela bunu bilin ki:
Onu, hayatınızdan çıkarabilmeniz mümkün değildir ve eğer ki Allahu Tebareke ve Teala O'nun vücudunun ortadan kalkmasını irade edecek olursa (onun vücudunun ortadan kaldırılması irade edildiği ân) her şey yok olur; her şey kun fe yekun olur!
 Hz. İmam-ı Zaman (a.f)'un Mukaddes vücudunun ortadan kaldırılması irade edilecek olursa meydanda leş veya kemik olarak dahi hiçbir şey kalmaz!
Onlar dahi yok olur!
Nesiyyen Mensiyya: Sanki daha önce hiç böyle bir mahluk yaratılmamış gibi!
 Hz. İmamı Zaman (a.f), olmayacak olursa yerler ve gökler ve içindekilerin hiçbiri ayakta duramaz!
Yalnızca ben ile sen değil hiçbir şey ayakta duramaz!
İblis, Veliyullah'ı alt edemeyeceğini biliyordu ve bunu sizde bilin ki: Sizlerde alt edemezsiniz!
İblis, İmam Hüseyin (a.s)'a galebe etmesinin mümkün olmadığını biliyordu!

Burada bir soru doğuyor:
"İblis galibiyetinin mümkün olmadığını bilmesine rağmen bu savaşa neden girdi?"
Sakifenin vampirleri ve o vampirlerin uşakları, Sakifenin uşaklarına uşaklık yapanların tamamı Hz. Nebiyyi Kibriya (s.a.a)'e her açıdan mağlup olmuşlardı ve bu mağlubiyetlerini kendileri de biliyorlardı!
Sakife ehlinin tamamı mağlup olduğunu biliyordu!
Bakın, bugün Sakifenin 1 milyar taraftarı olabilir ama hepsi mağlup olduklarını da biliyorlar!
Onlarda hükümetlerinin olmadığını biliyorlar!
Onlar, gelip bizim başımızı kesebilirler; bizleri doğrayabilirler; Afganistan'da, Suriye'de, Pakistan'da, Lübnan'da ve Irak'ta bizi doğrayabilirler; Emevi Camiinde namaz kılmak için her türlü komployu yapabilirler ama onların hepsi bunu biliyorlar ki:
Onlar mağlupturlar!
Hepsi, kendilerinin kahraman olmadığını ve kendilerinin mağlup olduklarını biliyorlar!
Onlar bunu 1400 yıl önce de biliyorlardı! Dün de biliyorlardı! Bugün de biliyorlar! Ve yarın da bilecekler!
Ne Sakife cemaati, ne İblis, ne de İblisin Aşura'daki cenahı hiçbir zaman galip olamadıklarını ve olamayacaklarını biliyorlar!
Onlar kısa bir müddet için dünyevi şehvete ulaştılar ve o şehveti de Hz. İmam Hüseyin (a.s)'ın 3 yaşındaki kızı burunlarından döktü!

Hz. Rugeyye (s.a), o şehveti onlara haram etti!
Zincire vurmuş oldukları o hanımlar, o şehveti onların burunlarından getirdi!
Onların o kısacık iktidarlarını ve onların o kısa süren şehvetlerini onlara haram ettiler!
İblis, Hz. Eba Ebdillah El Huseyn (a.s)'a galebe edemeyeceğini biliyordu!
Peki, İblis galip olamayacağını biliyordu ise ne istiyordu?
İblis, Hz. Eba Ebdillah El Huseyn (a.s)'ı kontrol etmek istiyordu!
İblis, Hz. Eba Ebdillah El Huseyn (a.s)'ı nasıl kontrol altında tutacaktı?
İblis, İmam Hüseyin (a.s)'ın Ehlibeytinin ve taraftarlarının işine burun sokarak, onların işini murdar etmek istiyordu ama onu da yapamadı!
 İblis, İmamı bu metot ile kontrol altında tutmak istiyordu; yoksa İblis, Masum İmamı (a.s) başka bir şekilde kontrol altına alamaz!

Konuyu buraya bilerek getirdim.
Konuyu buraya getirmemin sebebi:
İmam Hüseyin (a.s)'a karşı ne kadar büyük cürüm (suç) işlediğinizi size bildirmektir!
Biz, İmam Hüseyin (a.s)'ın sevenleri ve taraftarları olarak oyuna geliyor isek (ki geliyoruz); bizim bu oyuna gelmelerimiz İmam Hüseyin (a.s)'a saplanan oktur!
Allahu Tebareke ve Teala şahidim olsun ki!
Ben edebiyat yapmıyorum; ben size hakkı diyorum;
Allahu Tebareke ve Teala size, bu hakkı soracaktır!
Bunları kabul edip etmemeniz benim sorunum da değildir!
Siz, buraya müracaat ettiniz ve bunları söylemek de benim üzerime farz oldu!
Allahu Tebareke ve Teala bu dersler ile size itmami huccet etmektedir.

 Biz şeytanın oyununa geliyoruz; yani İmam Hüseyin (a.s)'a, şeytanı biz musallat ediyoruz çünkü şeytanın Hz. İmam Hüseyin (a.s)'a direkt olarak musallat olması mümkün değildir!

Yani İblisi, Hz. Nebiyyi Kibriya'ya (s.a.a) biz musallat ediyoruz!
Yani İblis'in, Kerbela'da daha çok cinayet işlemesine biz sebep oluyoruz!
İblis, İmam Hüseyin (a.s)'a galebe edemeyeceğini biliyordu; İblis İmam Hüseyin (a.s)'ı kontrol altında tutmak istiyordu!
İblis, İmam Hüseyin (a.s)'ı nasıl kontrol edebilir?
İmamın takipçilerini, sevenlerini, taraftarlarını kontrol ederek!
Allahu Tebareke ve Teala Kur'an-ı Kerim'de buyuruyor ki:
اَلَمْ اَعْهَدْ اِلَيْكُمْ يَا بَنٖٓي اٰدَمَ اَنْ لَا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَۚ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبٖينٌۙ
"Ey insanoğlu! Ey Ademoğlu! Ben sizden şeytana tebaiyet etmemeniz hususunda ahd aldım!"
Yasin Suresi 60.ayet

Bu ayeti kerimenin hikmetlerinden birisi de:
Şeytana, amellerinizi murdarlama hususunda izin vermeyin çünkü murdarlanan her ameliniz Hüseyin'in vücuduna ok olarak saplanıyor!
Siz, şeytana itaat ederek onu Hüseyin'e musallat ediyorsunuz!
İmam Hüseyin (a.s)'ı, şeytan ile daha çok uğraştırıyorsunuz!

Hadislerde buyruluyor ki:
"Bir mümin öldüğü zaman Arap yarımadası'nda yaşayan o iki büyük kabilenin kavminin sayısı kadar şeytan azad olur!"
 Bir mümini düşünün; bir mümin öldüğü zaman her kabilenin sayısı 10.000 kişi olacak olsa 20.000 şeytan azad olmuş oluyor!
Neden?
Çünkü o 20.000 tane şeytan o bir tane mümin ile meşgul olan görevli iblislerdir! O mümin öldüğü zaman görevleri bitiyor ve azad oluyorlar.
Hüseyin'in hakkını anlattığınız zaman size 1-5-10-20 tane şeytan değil; binlerce şeytan musallat olacak!
Şeytanın anası musallat olacak!
Şeytanın kızı musallat olacak!
Şeytanın kardeşi musallat olacak!
Şeytanın babası musallat olacak!
Şeytanın komşusu musallat olacak!
Sayın sayabildiğiniz kadar ama sonuna kadar sayın!

 Sen, Hüseyin'in hakkını anlattığın zaman şeytan her şekilde senin karşına çıkacak; yemek olup karşına çıkacak; içecek olup karşına çıkacak; ekonomik kriz şeklinde karşına çıkacak; covid-19 şeklinde karşına çıkacak; iş şeklinde karşına çıkacak; aş şeklinde karşına çıkacak; evlat şeklinde karşına çıkacak; Alim şeklinde gelecek; talebe şeklinde gelecek!

Arap yarımadasının o iki büyük kavmin sayısı kadar şeytan, yalnızca bir müminin ölümünde azad oluyor!
Eğer Hüseyin'i seviyorsanız bunu bilin ki:
Başıboş değilsiniz!
Düşman sizi başıboş bırakmamıştır/bırakmaz!
Şeytan size izin vermez !
Tövbe etmeniz için size müsaade etmez!
Sizi başıboş bırakmaz!
Bunu bilin ki: Siz, günah işlediğiniz zaman İblis, sizin yapmış olduğunuz o günahı Allah'ın Velisi olan Hüseyin b. Ali (a.s)'a ok olarak saplıyor! 
Siz, günah işlediğiniz zaman sizin günahınızı götürüp Kerbela çölünde/Kerbela meydanında İmam Hüseyin (a.s)'a ok olarak saplıyor!

 Hz. Emirelmüminin Ali b. Ebu Talib (a.s) bir hadisinde şöyle buyuruyorlar:
 "Ben, sizden bir şey istemiyorum; iman ve takvanınız ile bana yardım edin!"
 Hz. Emirelmuminin Ali b. Ebu Talib (a.s) bana para pul verin demiyor; "Takvalı olun!" diyor.
Takvanın en büyük şartı:
Allah'ı (gerçekten) kabul etmektir!
Eğer ki sizin Allahı kabul etmekten anladığınız mevcut olan hürriyetiniz ise bunu bilin ki:
Allahu Tebareke ve Tealayı kabul etmek böyle bir şey değildir!
Siz, Allah'ı nasıl kabul etmişsiniz ki: "Siz, Allahtan daha hürsünüz? Peygamberden daha hürsünüz?"

Allahu Tebareke ve Teala, alemi Hz. Nebiyyi Kibriya (s.a.a)’in hürmetine yaratmıştır; Cennetleri, Eba Ebdillah El Huseyn (a.s)’ın hürmetine yaratmıştır; Cennetleri, Hz. Eba Ebdillah El Huseyn (a.s)’ın nurunun bir zerresinden yaratmıştır ama sizler ise Hz. Eba Ebdillah El Huseyn (a.s)’dan dahi daha hürrsünüz (daha hürr yaşıyorsunuz) ve sonrada çok mu çok büyük iddialarda bulunuyorsunuz!

Takvalı olarak Veliyyullah’a yardım edin; bu mevcut haliniz muttaki kimsenin hali değildir! İblis, bu memurlarını müminlere gönderirken iblisin kendisi ise bizzat İmam ile meşguldür.

İblis, İmam’ın neyi ile meşguldür?

İmam (a.s) ile nasıl meşguldür?

İblis imamın kalbini hüzün ile doldurmakla meşguldür! Çünkü İblis, İmamı diskalifiye edemez!

Bir başka hadiste ise buyuruluyor ki:

Allah’ın Hücceti (a.s), Veliyyi Emri (a.s), Veliyyullah (yani Masum İmamlar) dünyaya geldiği zaman (dünyaya gelir gelmez) İblis nâra eder ve büyük komutanlarının tamamını toplantı için çağırır ve toplantı düzenlerler.

Komutanların tamamı İblise der ki: Ey komutanımız! Ey Emirimiz! Bizi çağırdınız, buyurunuz; emrediniz!

İblis onlara der ki: Veliyullah dünyaya geldi! Söyleyin! Ne yapacağız?

İblisin komutanları İblis’e der ki: “Öldürelim!”

Bakınız: Veliyyullah’ın kim olduğunu bilmeyenler, biziz. Hayatımızın, nefesimizin ve her şeyimizin Veliyullah’a bağlı olduğunu bilmeyen, bizleriz. Her şeyimizin onun sayesinde olduğunu bilmeyen, bizleriz. Veliyullah olmayacak olursa bizlerin, bir hiç olduğunu anlamayan bizleriz ama İblis bunu biliyor.

İblis onlara der ki: Ahmak mısınız? Ben, sizi bana onu “Veliyyullah’ı öldürelim” demeniz için mi çağırdım? Bilmiyor musunuz? Veliyullah’ı öldürürsek bize verilen mühlet bitecek! Alem-i inkiraz olacak! Biz Veliyullah’ı öldüremeyiz!

İblisin komutanları İblise der ki: Ya Emir! Peki Veliyullah’ı öldürmeyeceksek, ona ne yapacağız?

İblis der ki: “Veliyyullah’ı uydurma Şialar ile muhasara altına alacağız!”

2.DERSİN SONU.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir