AŞURA: CENNET İLE CEHENNEM’İN YOL AYRIMI 3.DERS

بسم‌الله الرحمن الرحیم

Hz. İmam Hüseyin (a.s)’ın, Aşurası’nın o azameti, o yüceliği ve o emsalsizliği ile vuku bulmasının tek sebebi insanların İmam’a (Veliyyullah’a) karşı imtihan edilmesiydi.

Allah, İmam Hüseyin (a.s)’ın vasıtası ile ve İmam Hüseyin (a.s)’ın eli ile insanları Veliyyullah’a ve Velayete karşı sınayarak imtihan etti.

Bu konuyu anlayabilmemiz için Hz. İmam Hasan El Müçteba (a.s)’dan bir örnek vereceğim.

Hz. İmam Hüseyin (a.s), insanları Aşura olayı ile nasıl imtihan buyurdu ise; Hz. İmam Hasan El Müçteba (a.s)’da insanları aynı şekilde imtihan buyurdular.

Hz. İmam Hasan (a.s)’ın Sulhu:

Hz. İmam Hasan (a.s)’ın, silahlı gücü zahiri olarak yerindeydi. Askerlerinin, taraftarlarının sayısı yüksekti. İmam Hasan (a.s)’ın takriben 12.000 kişinin üstünde askeri vardı. Hz. İmam Hasan (a.s) diğer Masum İmamlara nispeten daha çok askeri güce sahip olmasına rağmen Muaviye ile sulh ettiler.

Bizler, Velayet mektebine olan bağlılığımızı ve Eimme-i Ethar (a.s)’a olan itattimizi genellikle barış üzerine dizayn ediyoruz. Eğer hayatımızı sulh üzere dizayn ediyorsak ölçü ve kıstasımızın Hz. İmam Hasan El Müçteba (a.s)’ın olması gerekir.

Hiç kimse Allah’ın hak halifesi, Allah’ın nuru, Allah’ın velisi, Allah’ın, Resulullah’ın hak halifesi olarak tayin ettiği İmam Hasan El Müçteba (a.s)’ın ötesinde barış yaparak sulh ilan edemez. Hiç kimse, Velayet hususunda, Veliyyullah’ın ötesinde tolereli olamaz; vurdumduymazlık yapamaz!

Hz. İmam Hasan El Müçteba (a.s), diğer Masum İmamlara nispeten en çok askere sahip olan İmamdır.

İmam Hasan (a.s)’ın 12.000 askerin üstünde olan bir askeri gücü vardı.

Ubeydullah b. Abbas:

Ubeydullah b. Abbas, Hz. Nebiyyi Kibriya (s.a.a)’in ve Hz. Emirelmüminin İmam Ali (a.s)’ın amcasının oğludur; İmam Ali (a.s)’ın hükümetinde vali idi; Hz. İmam Hasan El Müçteba (a.s)’ın ordusunda, kolordu komutanıydı.

Ubeydullah’ın emri altında binlerce asker vardı. Ubeydullah, Muaviyenin gönderdiği onlarca torba altına karşılık İmam Hasan (a.s)’ın ordusunu terk ederek İmam’ı, altın karşılığında sattı. Ubeydullah binlerce, onbinlerce askeri ile birlikte Muaviye’ye teslim oldu.

İmam’ın yanından kaçanlar kaçtılar ve Muaviye’ye teslim olanlarda teslim oldular ve Hz. İmam Hasan (a.s)’ın yanında asker olarak 12.000 tane silahşor asker kaldı ve İmam Hasan (a.s)’da Muaviye ile sulh etti.

İmam Hasan (a.s), Muaviye ile sulh ettiği zaman İmam Hasan (a.s)’ın yanında kalanların çoğunluğu Veliyyullah’a karşı geldiler; Veliyyullah’a itiraz ettiler ve itiraz edenlerin arasında seçkin kişilerin sayısı oldukça fazlaydı.

İmam Hasan (a.s)’a itiraz edenlerin arasında Hz. İmam Ali (a.s)’ın önde gelen şiilerinden olan çok meşhur kişilerde mevcuttu.

Bunlar, İmam Hasan (a.s)’a hakaret ediyorlardı. Bunlar cengaverlik fedaileriydiler ama hedeflerinde Hz. İmam Hasan (a.s) vardı.

Sulhçular, Muaviye’ye teslim olup İmam Hasan (a.s)’a hakaret ederek sövüyorlardı; kendilerini cengaver olarak tanıtanlar da İmam Hasan (a.s)’a sövüyorlardı. Bunların arasında olan en önemli kişilerden birisi ise Sufyan b. Ebu Leyla idi.

SUFYAN B. EBU LEYLA:

İmam Ali (a.s)’ın şialarındandı; çok meşhur bir adamdı, aynı zamanda da bir alimdi. İmam Ali (a.s)’ın yanında terbiye olmuştu. İmamların yanında eğitim almıştı.

Sufyan, çok uzak bir yoldan geliyordu. Bineği ile İmam Hasan (a.s)’ın bulunduğu yere geldi; daha bineğinden inmeden İmam Hasan (a.s)’a şöyle dedi:

“Esselamu aleyke Ya muzillel Muminin.”

“Selam olsun sana, Ey müminleri zillete sokan adam.”

Yani, müminlerin başına kara geçiren adam; müminleri alçaklığa sokan adam; sen, öyle bir adamsın ki:

“Sen, müminlere zillet elbisesini giydirdin.”

İmam Hasan (a.s), ona şöyle buyurdular:

“Yoldan geldin, yorgunsun; bineğinden in; biraz dinlen; ondan sonra söveceksen söversin. Ne diyeceksen ondan sonra dersin.”

Bilahare Sufyan yanındakiler ile birlikte oturdular; Sufyan’ın yanında olanların bir kısmı, İmam’ın ordusunda ki askerlerdi; fakat bunların çoğunluğu İmam’ı tahkir etmekle görevliydiler. Bunlar, İmam Hasan (a.s)’ı hainlik ile, ihanet ile, bir şekilde Allah’ın dininden çıkmak ile suçlamakla görevli kişilerdi.

İmam Hasan (a.s) buyurdular ki:

“Ben size ne anlatabilirim; nasıl anlatabilirim? Bunu bilin ki benim yapmış olduğum bu sulh sizin için üzerine güneşin doğduğu bütün nimetlere sahip olmanızdan daha yücedir!”

Yani sizler dünyadaki bütün nimetlere sahip olsaydınız (çünkü güneş bunların üzerine doğuyor) bile benim sulhum sizler için daha hayırlıdır.

İmam Hasan (a.s), bu sulhu ile insanları Velayete karşı imtihan etmiştir. Bizler, hiç kimsenin kılına ve tüyüne dokunmadan sulh ve asayiş içinde olmak ve Ehlibeytin velayeti ekseninde yürümek istiyorsak yapmamız gereken tek şey:

“Ama, lakin, fakat, ne için demeden ve ikinci bir hedef gözetmeden İmam (a.s)’a tâbi olmamız gerekir.”

İmam’a Nasıl Tâbi Olacağız?

İmam’a tabi olmak:

“İmam bir şey yapmış ise neden ve niçin yaptınız demeyeceksin!”

İmama tabi olmak:

“İmam, bir şey buyurmuş ise neden ve niçin böyle buyurudunuz?” demememiz gerekir!

Bugün de maalesef bir grup var ki bunlar:

Hz. İmam Hüseyin (a.s)’ın beyanını, yaptıklarını ve hedeflerini aşırı bularak; Hz. İmam Hasan (a.s)’ın sulhunu daha fazla öne çekiyorlar.

Bunlar, Hz. İmam Hasan (a.s)’ın yapmış olduğu sulh ile tıpkı kardeşi İmam Hüseyin (a.s)’ın Kerbela Kıyamı ile insanları imtihan buyurdukları gibi imtihan buyurduğunu bilmeyen kişilrdir.

Hz. İmam Hüseyin (a.s), yanında hiç kimse yokken, taraftarı yokken insanları velayete karşı imtihana tabi tuttukları gibi Hz. İmam Hasan (a.s) zahiren 12.000 kişilik bir ordusu varken insanları sulh ile imtihan tabi tuttular. Ancak insanların geneli ise sınıfta kaldı.

Bizler hem dünyayı isteyerek, hem dünyaperstlik yaparak, hemde dünyayı İmam’ın önüne geçirerek İmam’a itaat edebileceğimizi zannetmemeliyiz!

Söz ile (iddia ile) Veliyyi Emr’in yanında olunamaz!

İmam Hasan (a.s), onlara buyurdular: (Bu buyruk, bugün bizim içinde geçerlidir; bu buyruk yalnızca onlara has değildir.)

“Ben, sizinle beraber mi Muaviye ile savaşacaktım? Eğer ben, sizinle beraber Muaviye ile savaşacak olsaydım sizler, benim ellerimi ve kollarımı bağlayarak Muaviye’ye teslim ederdiniz.”

İtaat edilmesi gereken mercii İmam’dır. İmam’ın sözü önceliklidir. Sizler, İmamın yapmış olduğu davetin hikmetini bilemezsiniz.

Ben, İmam Hasan (a.s)’ın Muaviye ile yaptığı sulhun Risalet-i Nebiyyi Ekrem’e, Velayeti Emirel Müminin’e ve Ehlibeyt mektebine ne kattığını beyan edecek değilim; zaten, bizim haddimizde buna yetmez. Bizler ancak elez zevahir bir şeyler diyebiliriz.

Öncelikle şunu söyleyeyim:

Onlar (İmamı tahkir edenler ve Muaviyeye teslim olanlar) ile, bizim sulhtan anladığımız şey aynıdır.

Onlar ile bizim, savaştan/mücadeleden anladığımız şey aynıdır.

Eğer, Hz. İmam Hasani Müçteba (a.s) onlar ile birlikte Muaviye ile savaşsaydı, onlar İmam Hasan (a.s)’ın ellerini ve kollarını bağlayarak Muaviye’ye teslim edeceklerdi ama Muaviye, kâtî surette İmam Hasan (a.s)’ı öldürmeyecekti çünkü Muaviye’nin ayrı bir nefreti, ayrı bir kini vardı.

Peki Muaviye (l.a), İmam Hasan (a.s)’ın hakkında ne planlıyordu?

Peki Muaviye, İmam Hasan (a.s)’ı öldürmeyecekti ise İmam’a ne yapacaktı?

Hz. İmam Hasan (a.s)’ın dedesi Hz. Nebiyyi Kibriya (s.a.a), Muaviye’nin babası olan Ebu Süfyanı esir almıştı. Hz. Nebiyyi Kibriya (s.a.a), onları esir aldıktan sonra âzâd ettiler; serbest bıraktılar ve bu olaydan sona Muaviye’nin ailesi (Ebu Süfyan ailesi) Ümeyyeoğulları “TULEGAİ RESULULLAH” olarak tanınıyorlardı.

TULEGAİ RESULULLAH NE DEMEKTİR?

Tulegai Resulullah: Eğer Resulullah (s.a.a), olmasaydı bunlar kurtulamazlardı demektir.

Muaviye İmam Hasan (a.s)’ın şahsında, Nebiyyi Kibriya (s.a.a)’den bunun intikamını alacaktı.

Muaviye bunun intikamını almak istiyordu.

Muaviye (l.a), Hz. Nebiyyi Kibriya (s.a.a)’in, Ümeyyeoğullarının boynuna takmış olduğu zillet madalyasının Tulegai Resulullah rozetinin aynısını İmam Hasani Müçteba (a.s)’ın boynuna takarak Hz. Resul-i Kibriya (s.a.a)’den ailesinin intikamını almak istiyordu.

Eğer ki İmam Hasan (a.s) sulh yapmayarak Muaviye ile savaşsaydı İmam ihanete uğrayacaktı ve kendi ordusu tarafından elleri ve kolları bağlanarak Muaviye’ye teslim edilecekti ve Muaviye, Ümeyyeoğullarının bu intikamını, İmam Hasan (a.s)’ın şahsında Â-li Resulullah’ın tamamından almış olacaktı.

Eğer İmam Hasan (a.s), sulh yapmamış olsaydı, bugün bizlere “Şie-tu Tulegai Muaviye” diyeceklerdi.

Yani Bizlere: “Bunlar öyle şialardırlar ki bunların İmamını Muaviye âzâd etmişti; Muaviye bunların İmamını âzâd etmemiş olmasaydı bugün bunlar hayatta yoktular” diyeceklerdi!

Siz, bunun ne kadar büyük bir ar olduğunu biliyor musunuz?

Siz, bunun ne kadar büyük bir zillet olduğunu biliyor musunuz?

Bugün, bizlerden sulhâmiz bir şey bekleniyorsa ve bizde bunu yapacaksak bu ancak Velayete tebaiyyetle olur.

O gün ki insanlar, bunların böyle olacağını bilmiyorlardı.

Ben, bunları anlatırken, sizler belki diyebilirsiniz:

“İmam Hasan (a.s)’ın sulhu ile İmam Hüseyin (a.s)’ın kıyamı arasında bir ilişki yoktur o halde Adnan hoca Aşura konulu dersinde neden İmam Hasan (a.s)’ın sulhunu anlatıyor?”

İmam Hasan (a.s)’ın sulhu ile İmam Hüseyin (a.s)’ın kıyamının birbiri ile bağlantılı olmadığını düşünebilirsiniz ama yanlışa düşmüş olursunuz.

Çünkü İmam Hasan (a.s)’ın sulhu ile İmam Hüseyin (a.s)’ın kıyamı tek bir olaydır; bunlar iki farklı olay değildir.

Her iki olayda, bir emre davettir ama iki farklı şekilde gerçekleşmiş imtihanlardır.

Allahu Tebareke ve Teala, bu olaylar ile kimlerin Veliyyullah’ın yanında ve kimlerinde Veliyyullah’ın karşısında olduğu imtihan buyurdular.

Veliyyullah’ın yanında olabilmenin şartı neden ve niçinsizliktir!

Veliyyullah’ın yanında olabilmen için “Neden? Ne için? Niye? Fakat, Ama ve Lâkin” dememen gerekir!

Veliyyullah’a, “neden ve niçin dememek” için ne yapmamız gerekir?

Veliyyullah’ın emrini sorgulamamak, Veliyyullah’a itiraz etmemek, kısacası “neden ve niçin dememek” için ne yapmamız gerekir?

İmamın daveti, ister İmam Hasan (a.s)’ın sulhunda olsun, ister İmam Hüseyin (a.s)’ın Kıyam-ı Kerbelasında olsun bizlerin yapması gereken tek bir iş vardır.

Bu işi yapanlar İmamın yanında olanlardır.

Bu işi yapanlar, İmamın velayetinin altında olanlardır.

Bu işi yapan kişiler, İmamın velayetini gerçekten kabul eden kişilerdir.

PEKİ BU İŞ NEDİR?

Bu iş:

“İMAMIN İŞİNİ YAPMAKTIR.”

Bizler, masum İmamların, Veliyyullah’ın, Hüccetullah’ın işlerini yapmakla mükellefiz.

Bizler, İmamların omuzlarındaki yüklerini omuzlarımıza almak ile mükellefiz.

Eğer bu yükü taşıyanlardan olursak bizler İmamın velayetini kabul edenlerden oluruz; yani “İmamın yanında olanlardan oluruz.”

İmam yükünü taşımamıza, İmamın işini yapmamıza engel olan yegane şey:

“Bizim lezzet peşinde koşmamızdır.”

Lezzetten maksad:

Sadece, “Yemek yemek, şehvetin en güzelini tatmak, istirahatin en kalitelisini yaşamak v.b” şeyler değildir.

Bunlar, lezzetin gerçek manasının yanında sadece devede kulaktır.

LEZZETTİN ORİJİNAL MANASI NEDİR?

Lezzet: İmamların yanında olmanın, İmamların işini yapmanın dışındaki bütün işler lezzettir.

Lezzet: Heba.

Lezzet: Hemencecik geçen, ardında âkıbeti ve eseri kalmayan şey demektir.

Lezzet: Bittikten sonra arkasında ürün/eser bırakmayan şeylerin tamamına verilen addır.

ÖRNEĞİN:

En güzel, en lezzetli yemeği yediğiniz zaman ondan tatmış olduğunuz lezzet, almış olduğunuz haz, o yemeği yutkunana kadardır. O yemeği yutkunduktan sonra artık ne yaparsanız yapın yutmuş olduğunuz o yemeğin lezzeti bir daha hiçbir şekilde geri gelmeyecektir. Geriye hiçbir eser bırakmaz.

İmamın işlerinin dışında kalan her şey, lezzete benzetilmiştir çünkü İmam’ın işlerinin dışında olan hiç bir iş baki değildir! İmam’ın işlerinin dışında olan hiçbir işin kalıcılığı yoktur!

İMAMLARIN İŞİ DIŞINDAKİ, İŞLERİN NEDEN KALICILIKLARI YOKTUR?

Kalıcılıkları yoktur çünkü İmamların işlerinin dışında kalan hiçbir iş insanları kurtuluşa götürmez. İmamın işlerinin dışında kalan işlerin hiçbirinin daimi reçete olmak gibi bir boyutları yoktur; hepsi geçicidir.

İmamın işini yapabilmek, omuzlarındaki yükü kendi omuzlarımıza yükleyebilmek için yapmamız gereken tek bir iş vardır ki bu iş:

İMAMLAR GİBİ ADIM ATMAYA KARAR VERMEKTİR.

İMAMLAR GİBİ DÜŞÜNMEYE KARAR VERMEKTİR.

İMAMLAR GİBİ BELALARIN, MUSİBETLERİN VE SIKINTILARIN İÇİNE GİRMEYE KARAR VERMEKTİR.

Dünyada huzur, asayiş ve rahatlık yoktur. Dünyada var olan tek şey sıkıntıdır. Dünyada sadece sıkıntı vardır.

Dünyada var olan bu sıkıntı da sadece Allah ile birlikte olan ve Allah ile birlikte olmak isteyen kişiler için vardır.

Allah ile birlikte olmayan kişiler için o boyuttaki gibi bir musibet, sıkıntı ve imtihan yoktur.

ALLAH İLE BİRLİKTE OLMAYAN KİŞİLERE NEDEN SIKINTI YOKTUR VE MÜMİNLER NİYE BELA VE SIKINTI İÇİNDEDİRLER?

Allah ile birlikte olmayan kişiler, müminler gibi (müminler kadar) bela ve sıkıntıya müptela olmazlar çünkü belalar, musibetler, zorluklar ve sıkıntılar insanı olgunlaştırır; insanın kapasitesini arttırır.

Musibet ve sıkıntılar, insana yüklenebileceği yüklerin ötesindeki yükleri hamletmeyi gerekli kılar; insana hacim kazandırır.

Örneğin:

“Sizler, bir çocuğun eline öncelikle yarım kilogramlık bir yük veriyorsunuz ve onu alıştırıyorsunuz; çocuğu alıştırdıktan sonra yavaş yavaş yükünü arttırıyorsunuz çünkü alıştıkça hacim kazanıyor ve daha çok yük taşıyabilme kapasitesine erişiyor.

Bir başka örnek verecek olursak:

“Bir hayvanın kas yapmasını istiyorsanız o hayvana yük taşıtırsınız ama kas yapmasını istemediğiniz hayvana ise yük taşıtmazsınız.”

“Bugün dünyada hayvancılık (etçilik) sektöründe bir uygulama var. Bir takım sığırları, doğdukları ilk günden itibaren sürekli olarak yan yatırıyorlar ve belli bir mekanizma aracılığı ile de bir kaç saatte bir sağa ve sola çeviriyorlar. Bu sığırların vücudunda hiçbir şekilde kas oluşmuyor ve belli bir tonaja geldikleri zamanda ise kesiyorlar. Bu hayvanların eti lokumdan bile daha yumuşak (pamuk gibi) oluyor çünkü hiç kas yapmamışlardır. Bunların ağırlığı 2-3 ton arasında oluyorlar ama bu ağırlığa sahip olmalarına rağmen bunların sırtına en ufak bir yük dahi vurulacak olsa bunların beli kırılacak durumdadır.”

İnsanlar da böyle bu şekildedirler!

İnsan musibetlere, zorluklara ve sıkıntılara girmeyecek olursa kendisi için tayin edilmiş olan nimeti tadabilme, görebilme, algılayabilme ve anlayabilme kudretine sahip olamaz. Bu sebepten dolayı da musibetler insan olmak isteyen kişiler için vardır.

İslam Dininde şöyle söylenir:

“Musibet insan için vardır; musibetler insanlara verilir.”

Bu musibetler, insana kimi zaman Hz. İmam Hasan (a.s)’ın sulhunda verilir; kimi zaman ise Hz. İmam Hüseyin (a.s)’ın Kıyamı Kerbelasında verilir çünkü her iki olayında ortak hedefi:

“İnsanların, ne kadar Veliyyullah’ın yanında olduklarını sınamak ve imtihan etmek ve bu imtihanında sonucunu insanın kendisine göstermektir.”

Allahu Tebareke ve Teala, zaten kimin ne olduğunu biliyordu. Allah insanların ne olduğunu bizzat kendilerini göstermeyi irade etmişti ve bu imtihanlar ile de bu sonucu bize gösteriyor.

Allah, bu imtihanlar ile insanlara, bu dünyada vermiş olduğu şeylerin, dünyevî nimetlerin nimet olduğunu göstermeyi irade etmiştir ve bunu imtihanlara ve bu vasıtalara tabi tutmuştur.

Örneğin:

 "İmtihana girme zahmetine girmeyen, ders çalışmayan ve zahmet çekmeyen kişi, yarın sınava girdiği zaman meşhur bir üniversitenin meşhur bir bölümüne girme nimetinden mahrum kalmaya mahkûmdur.
 Bir kişi anacak ders çalışma zahmetine katlanıp, sınava girip kazandığı zaman, kazanmış olduğu okulun ve bölümün azametini idrak edebilecek duruma gelir. Sınava çalışmayan ve sınavı kazanamayan kişiler Tıp, Astronomi ve Mühendislik bölümlerinden ne anlayabilirler? Bu nimetin azametini, sadece zahmet çeken ve imtihana tabi tutulan kişiler idrak edebilir?"

Siz zahmet çekmeyen ve sınava girmeyen bir köylüye “Tıp fakültesi nedir?” diye soracak olsanız size diyecek ki:

“Ben tıp fakültesinin ne olduğunu nereden bileyim?”

Üniversite nedir diye soracak olursanız size verecekleri cevap:

“Biz, Üniversite’nin ne olduğunu nereden bilebiliriz?”

Yada filan Üniversitenin getirmiş olduğu bu makam nasıl bir makamdır, diye soracak olsanız; size vereceği cevap yine şöyle olacaktır:

“Biz nereden bilebiliriz ki!”

Bu, bedevi insanlar için de böyledir.

Eimme-i Ethar (a.s)’ın yanında, fikrinde ve zikrinde olmayan kişiler, musibet ile imtihan olamaz. Musibet ile imtihan olmayan kişiler ise:

1-İmamın yanında olmanın ne kadar azim bir nimet olduğunu anlayamazlar.
2-İmamın yükünü taşımanın nasıl bir makam olduğunu idrak edemezler.
3-İmamın işini yapmanın insana neler verdiğini idrak edemezler. 
Ve bu kişiler, İnsanlıktan merduddurlar!

İnsanlar, ne için yaratılmışlardır?

 İnsanlar:
1- Veliyyullah ile birlikte olmak için;
2- Veliyyullah'ın emrinde olmak için
3- Veliyyullah'ın işini yapmak için
4- Veliyyullah'ın yükünü omuzlarında taşımak için yaratılmışlardır.
 Bir kişi hangi sebep ile olursa olsun Veliyyullah'ın işini yaparak yükünü omuzlarında taşımıyorsa bu, o kişinin Veliyyullah'ı kabul etmediği anlamına gelmektedir. 
 Veliyyullah'ın işini yaparken, Veliyyullah'ın sulh halinde veya savaş halinde olması da hiç fark etmemektedir çünkü her iki durumda müminin izzeti için yapılıyor. 
 İmam Hasan (a.s)'ın sulhu da İmam Hüseyin (a.s)'ın, Kerbela Kıyamı da müminin izzeti ve itibarı için gerçekleşmiştir.

Mümin olmanın, İmamların Şia’sı olmanın tek bir yolu ve nişanesi vardır ve bundan başka bir yol ve nişane de yoktur; bu yol:

"Öncelikli işinin; yapman gereken tek işinin İmamların işi olduğunu bileceksin ve İmamının işini yapacaksın!
 Şialığın, İmamın yükünü omuzlamaktan başka bir nişanesi yoktur.
 Yalnızca İmamların yükünü omuzlamayan kişiler, İmamların yanında olmayan kişilerdirler."
 İmamların yükünü omuzlamak için yaşınız, sağlık durumunuz veya ekonomik durumunuz v.b mevzu bahis bile değildir!
  • Bir Şii, Habib b. Mezahir iken de iş yapabilir.
  • Bir Caferi, Müslim b. Akil iken de iş yapabilir.
  • Bir Alevi, Ali Ekber iken de iş yapabilir.
  • Bir Şia, Züheyr iken de iş yapabilir.

Hiçbir kimse, hiçbir yaşta ve hiçbir koşulda vazifeden vâreste değildir. Hiç kimse, İmamın yükünü taşıma ve işini yapma hususunda vâreste olmamıştır ve olamaz!

 İmamın yükünü omuzlamak ve İmam'ın işini yapmak, bir kişinin önceliği olmayacak olursa ve bu öncelik çerçevesinde yaşamayacak olursa, bu kişinin yaşadığı her dakikası Eimme-i Ethar'dan beridir ve Eimme-i Ethar (a.s)'dan beri olarak geçirmiş olduğu bu dakikalardan birisinin içerisinde can verecek olursa bu kişi gayri müslim olarak ölmüş olur.
İnsanı, Müslüman edecek tek şey:
 İmam'ın emrinde olmak ve İmam'ın emrinde kalmaktır. Veliyyullah'a tabii olmak, insanı Müslüman eder.
 Veliyyullah'a itaat ile geçmeyen her dakika Veliyyullah'a muhalefet ile geçmiştir ve bu muhalefetinin hesabını verecektir!
Allahu Tebareke ve Teala Kuran-i Kerimde şöyle buyuruyor:
ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ 
Sonra o izin gününde (kıyamet gününde) nimetten sorgulanacaksınız. 
Tekasür Suresi 6. ayet
Bu nimetin bir boyutu da vakit boyutudur, zamandır; zaman bir nimettir.
Hadis-i Şerifte de bu daha açık bir şekilde buyruluyor:

 "Siz, kıyamet günü zaman nimeti hususunda kesinlikle sorgulanacaksınız!"

 Kıyamet günü, zaman hususunda nasıl hesap sorulacak?

 Sana, "Hangi zaman diliminde ne yiyip içtiğini" sormayacaklar!
 Sana, karpuzu ne zaman ve nasıl yediğin sorulmayacak.

Zaman hususunda sorulacak tek soru:

 Sen, bu zaman diliminde yemek yemişsin yada uyumuşsun veya başka bir iş ile meşgul olmuşsun, senin buradaki önceliğin kimdi?

 Sen, bu zaman diliminde kendini kimin işini yapmak ile mükellef görüyordun? 
 Sen, bu zaman diliminde kimin işini yapıyordun? 

 Yani sorulacak olan tek soru: 
 Sen şu zamanını, İmamın emri çerçevesinde geçirdin mi; geçirmedin mi? 
 Zamanını İmamların emri çerçevesinde geçirmeyen kişi bunun hesabını verecek!
Allahu Tebareke ve Teala, "Hesaba çekeceğiz!" buyurduğu zaman bunun manası budur ki:
 "Bu kişiler suç işlemişlerdir ve suç işleyenlere, hesap sorulacağı vakit onlar, bunun hesabını veremeyecekler!" demektir."
 Biz, o gün sizi zaman nimetinden hesaba çekeceğiz:
 "Sizler ki o zaman biriminde, Eimme-i Ethar (a.s)'ın yükünü omuzlamayı öncelikli işiniz olarak kabul etmediniz ve emirlerini, öncelikli işiniz olarak yapmadığınız için biz sizden hesap soracağız."
 Yani bunu yapmamanızın bir hesabı var ve siz, bunu yapmadığınız için biz, sizi hesaba çekeceğiz. 
 Bu vazifeyi yapan kişiye sorgu yoktur!
 İmamlarını işini, kendilerine öncelikli iş kabul eden kişilere sadece tek bir soru sorulacaktır; bu soru:
 "Ömrünü nerede ve nasıl geçirdin?"
-İmamımın emrinde geçirdim.
Hepsi bu kadardır; bu kişiye başka bir soru (imtihan) yoktur.
 "Ömrünü nerede geçirdin?"
-Tepeden tırnağa kadar İmamımın emrinde geçirdim.
 İmamın yükünü omuzlayan ve İmamın işini, öncelikli işi olarak gören kişinin hesabı bu kadardır.
 Sorguya çekilecek kişi, zamanını İmamın emrinde geçirmeyen kişidir. 
 Bir yerde sorgu var ise orada suç vardır. 
 Bir yerde sorgu var ise orada günah, cürüm (suç) vardır.
İmamın emrine itaat etmemek, İmamın emri ile meşgul olmamak suçtur!

KİMLER HESABA ÇEKİLİR?

Kuran-i Kerim buyuruyor:
"Biz, günahkarları hesaba çekeceğiz."
Yani biz, emre karşı gelerek suç işleyenleri hesaba çekeceğiz!
Hesaba çekileceksek demek ki biz İmama karşı gelmişiz, demek ki mücrimiz; 
İmamın emri dışında vakit geçirmek mücrimliktir.

İmam’ın Yolunda Olmayanlar Kimin Yolundadırlar?

 Bir kişi, İmamın yolunda değilse kimin yolundadır?
 Elbette ki İblisin yolundadır.
 Bir ömür İmamın emrine, yoluna, hedefine matuf değilse o ömür İblisîdir. 
 Birinin öncelikli işi ve hedefi İmamın işi değilse o kişinin ömrü İblisîdir.
 İmamın mektebinin gayrısında (dışında) olan bütün mektepler İblisîdir.
Üçüncü bir mektep hiçbir zaman olmamıştır ve olmayacaktır!
1. Mektep: Velayet Mektebi.
2. Mektep: İblisî Mektep.
 Üçüncü bir mektep yoktur. 
 İmamet ve Velayet mektebinde olmayan kişi, İblisin mektebindedir.
 İmamın emrinde geçen bütün vakitler, Allahın huzurunda (karşısında) kurbunda geçirilen vakittir.
Bunun neye benzediğini biliyor musunuz?
Bu, İmam Hüseyin (a.s)'ın bayrağına benzer:

 "Siyah bir bez parçası ayaklar altında yerde çiğnendiği zaman hiçbir kimse buna itiraz etmez ama adamın biri çıkagelir ve o siyah bez parçasını alarak şöyle söyler:
 "Ben bu bez ile Hz. Eba Abdillah El Huseyn (a.s)'a bayrak yapacağım." Hz. Eba Ebdillah El Huseyn (a.s)'ın mübarek adı bu bezin üstüne geldiği ân itibari ile artık mukaddes oluyor ve artık yere atamıyorsunuz!"
 Bu bezin üstüne İmam Hüseyin (a.s)'ın adı geldiğinde artık Hz. İmam Hüseyin (a.s)'ın bayrağı olduğu için değer kaynağı oldu; o sıradan bez artık şifa kaynağı oldu.
 Hz. İmam Hüseyin (a.s)'ın bedenine temas eden bez ile bu bezin arasında hiçbir fark kalmamış oldu.

 Bir vakit, İmamın emrinde geçmiyorsa o vakit ayak altındadır ve ayak altında olan bir vaktin, hiç kimseye hiçbir faydası yoktur.
 İmam'a adamadığın vaktin ne sana, ne de o vakti adadığın kimseye faydası yoktur/olamaz.
 Allah katında ayaklar altında olan bir vaktin, en çirkef yerlere layık olan bir vaktin sana da, ailene de, değer verdiğin kimselere de hiçbir faydası olmaz!
Aşura konusunun ilk dersinde ben size bir soru sormuştum:
 "Hz. İmam Hüseyin (a.s)'ın yarenlerinin gözleri, neden İmam Hüseyin (a.s)'dan başka hiç kimseyi görmüyordu?"
 Neden Hz.İmam Hüseyin (a.s)'a divanevar aşık olmuşlardı?
 Bizler neden böyle divanevar aşık olamıyoruz?
 Bizlerde, onlar gibi "Huseyn! Huseyn!" dememize rağmen neden onlar gibi aşık olamıyoruz?
 Sizi, İmam Hüseyin (a.s)'ın matem meclisine getiren şey, Huseyn aşkından başka bir şey midir?
 Sizler, bu meclise Huseynden başka bir ülkü ile mi geldiniz?
 Biz, bu meclise gelene (maaş, para, altın yada başka bir şey) vermiyoruz ki siz onun için gelmiş olasınız; sizi, bu meclise getiren şey Hz. İmam Hüseyin (a.s)'a olan muhabbetinizdir.
 Hepinizin buraya geliş sebebi:
"İmam Hüseyin (a.s)'ın adının (herkesin kendi idrak kapasitesi kadar) değerli olmasıdır."

BİZLER NEDEN O 72 AŞIK GİBİ AŞIK DEĞİLİZ?

 Burada İmam Hüseyin (a.s)'ın velayetini reddeden birisi var mıdır?
 Aranızda, Veliyyullah'ın Velayetinin içine girmeyi reddeden birisi var mıdır?
-Yoktur!
 O aşıklarda bunu reddetmediler; ama onlar neden aşık olabildiler? 
 Bizler, neden aşık olamıyoruz?
 Onlar neden her şeylerini ellerine alarak İmam Hüseyin (a.s)'a feda edebildiler de bizler neden edemiyoruz?
 Her şeyimizi feda etmek bir tarafa, bizler her şeyimizi feda etmeyi tefekkür dahi edemiyoruz!
 Feda etmeyi tefekkür dahi edemiyorsak bunun sebebi nedir?
 
 "Böyle bir şeyi tefekkür edebilmek için aşık olmamız gerekir.
Biz aşık olamıyoruz çünkü bizim meşgul olduğumuz işler Eimme-i Ethar (a.s)'ın işleri değildir; bizler kendi işlerimizle meşgulüz."
 Hz. Eba Ebdillah El Huseyn (a.s), kendi işlerinle meşgul olduğun bir vaktin içine sığmaz; Huseyn, böyle bir vaktin içine girmez. 
 Huseynin sahibi var; Huseynin Rabbi var.
 Huseynin Rabbi, Huseyn'in adını, cismini ve velayetini basit yerlere koymaz. 
 Allahu Tebareke ve Teala Huseyn'in adını koymak için bizden öyle bir kalp, öyle bir hayat ve öyle bir ömür istiyor ki:
  "Bu kalbin, bu ömrün, bu fikrin, bu zikrin ve bu bedenin tamamen Huseyn ile meşgul olmasını istiyor."
 Allahu Tebareke ve Teala bizden bütün işimizin ve emrimizin Huseyn (Veliyyullah) olmasını istiyor.
 Allahu Tebareke ve Teala, Huseyn b. Ali'nin (a.s) velayetini bu kişilere veriyor ve Allah'ın, Huseynin adını, zikrini ve vilayetini verdiği kimseler de Huseyn'e aşık oluyorlar.
 Bu kişiler, her şeylerini eline alarak Huseyn b. Ali'ye (a.s) feda edebiliyor ama bizler feda edemiyoruz.

BİZLER NEDEN VELİYYULLAH’A BÖYLE AŞIK DEĞİLİZ?

Çünkü biz İmam Hüseyin (a.s)'ın işini yapmıyoruz.
İMAM'IN İŞİNİ YAPMAMAMIZIN SEBEBİ NEDİR?
 İmamı Zaman (a.f)'un işini yapmaya mütemayil olmamamızdır. İmamın işini yapmamamızın sebebi bizim, İmamın işini yapmaya meyilli ve istekli olmamamızdan kaynaklanıyor. 
Eğer biz aşık değilsek bunun sebebi:
 "İmamın işini yapmamamızdır."
 Bizler slogan atmaktan başka bir şey yapmadığımız için aşık olamıyoruz/olamayacağız!
 Biz, İmam Hüseyin (a.s)'ın mektebinden menfaat devşirmeye çalıştığımız için ve günümüzü yaşama çalıştığımız için aşık değiliz!
 Aşık değilsek bunun sebebi:
 "Hz. İmam Hüseyin (a.s)'ın mektebinden azuka tayin etmeye çalışmamızdır."
 Ama biz hâlen şunu idrak edememişiz:
 "Bizler Hüseyin b. Ali (a.s)'dan istifade etmek için yaratılmadık; Bizler, Huseyn b. Ali (a.s)'a feda olmak için yaratıldık."
Biraz düşünün!
Yıllardır küçüğümüz ile büyüğümüz ile fark etmeksizin hepimiz dua ettik ve ediyoruz.
Ama şunu düşünmemiz gerekir ki hiç şöyle dua ettik mi?
-Ya Rabbi! Benden al! Al! Al!
Hepimiz dua ederken sürekli şöyle diyoruz:
-Ya Rabbi! Bana ver! Ver! Ver!
Hepiniz Eimme-i Ethar (a.s)'ın haremlerine gittiniz:
●Kerbelaya gittiniz.
●Necefe gittiniz.
●Sammerraya gittiniz.
●Kâzımeyne gittiniz.
●Meşhedi Mukaddese gittiniz.
●Baki Mezarlığına gittiniz.
●Hacca, Umreye gittiniz.
●İmam Hasan ile İmam Hüseyin (a.s)'ın koştuğu sokaklarda yürüdünüz; oralarda namaz kıldınız.
●Medine'ye, Peygamberin haremine gittiniz.
●Emirelmuminin İmam Ali (a.s)'ın boynuna ip geçirilen yerde namaz kıldınız.
●Hz. Zehra (s.a)'nın tokat yemiş olduğu yerde namaz kıldınız.
●Bir ihtimale göre Hz. Zehra (s.a)'nın kabrinin bulunduğu yeri ziyaret ettiniz; orada namaz kıldınız.

Bu ziyaretlerde hiç "AL!" dediniz mi?
Hayır.
Peki ne dediniz?
Sürekli dediniz:
VER!
Hepimiz dedik:
VER!

Neden sürekli olarak "Ver!" diyoruz:
 Çünkü bizler, İmamları kendimize mesih tayin ettik oysa ki bizler, onların emrinde olmak için yaratılmıştık.
 Biz, bunun idrakında olmadığımız için hiçbir şeyin sahibi değiliz. 
 Bizler, Veliyyullah'ı kendimize feda ettiğimiz için hiçbir şeyin sahibi değiliz ve hiçbir şeyin sahibi olamayacağız.
 Bizler bu halde iken tomarla, yığın yığın paramız da olsa biz yine açız; aç olacağız ve aç kalacağız. 
 Bizler bu halimizle paramız olsa bile yiyemiyeceğiz.
 Veliyyullah'ı kendisine feda etmeye çalışanların parasını en bol harcayacağı yerler:
●Hastaneler
●Kan bedelleri
●Musibet bedelleri
●Avukat paraları
●Vekil paraları
●Vezir Paraları
●Sulh paraları v.b
Veliyyullah'ı kendine feda edenler, bugüne kadar kendileri için hiçbir şey yapamamışlardır ve yapamayacaklardır.
 Çünkü bu kişiler, İmamlarını kendilerine adamışlardır; oysa ki kendilerini, İmamlarına adamaları gerekiyordu. 
 Bu kişiler, kendileri için hiçbir şey yapamazlar çünkü bunlar, İmamı kendilerine hamal tayin etmişlerdir; oysaki, onların kendileri İmamın hamalı olmak için yaratılmıştı.

 Bizler bu sebepten dolayı Kerbelayı anlayamıyoruz; bu sebepten dolayı hepimiz Hz. İmam Hüseyin (a.s)'ın adı geldiği zaman dut yemiş bülbüle dönüyor ve birbirimizin suratına baka kalıyoruz.
Biz öyle bir hâle gelmişiz ki İmam Hüseyin (a.s)'a ağlamayı ar sayıyoruz. Bu yüzden Hz. Eba Ebdillah El Hüseyin (a.s)'ın adı geldiği zaman irkilmiyoruz bile!
 Oysa ki bizler İmam Hüseyin (a.s)'ın yükünü omuzlamak/taşımak ile mükellefiz.
 Bizler ancak İmamın yükünü omuzladığımız zaman insan kategorisine dahil olabiliriz.
Bizleri insan kategorisine dahil edecek yegane şey: 
 "İmamların omuzlarındaki yüklerini omuzlamak/taşımaktır."
Bizler (Alevi/Şii/Caferi olanlar), hepimiz iddia ediyoruz ve söz ile diyoruz:
 Biz, kerbelada İmam Hüseyin (a.s)'ın yanında şehid olan yarenler gibi Huseyne aşığız ve eğer Kerbela bugün olacak olsaydı bizde o 72 yaren gibi İmam Hüseyin (a.s)'a feda olurduk.
 Biz bunu iddia ediyoruz; ama bunun iddiası çok basittir!
 Ben bir cümle söyleyeceğim ve sizde bu cümleye bir bakın acaba gerçekten etmiş olduğunuz iddia hak mıdır?
Öncelikle şunu arz edeyim:
Hiçbiriniz velayetmedarlığınızı sorgulatmazsınız değil mi?
 Siz, benim burada İmamın sözünü dediğimi bildiğiniz için bana taarruz edemiyorsunuz; eğer bu böyle olmayacak olsaydı sizler, o oturmuş olduğunuz sandalyeleri benim kafamda parçalardınız.
Ben, size diyorum:
Velayetiniz eksiktir; Dininiz eksiktir.
Bir yabancı size böyle bir şey diyebilir mi?
Birisi bize "Sen, Ali b. Ebu Talib (a.s)'ın şiası değilsin; düşmanısın!" diyecek olsa onun gözlerini çıkarırız değil mi?
Eğer bizler İmam Ali (a.s)'ın şiası isek Hz. Eba Ebdillah El Huseyn (a.s)'a olan aşkımızı ortaya koymamız gerekir.
Hz. Eba Ebdillah El Huseyn (a.s)'ın o eşsiz ashabı kerbelada ne yaptılar?
 İmam Hüseyin (a.s)'ın ashabının çoğunun ailesi Kerbela'da idiler. O eşsiz ashab, hanımlarının, kızlarının (ve bazı erkek çocuklarının) esir alınacaklarını biliyorlardı.
 Onlar çocuklarının ya öldürüleceklerini yada çok feci bir şekilde esir alınacaklarını biliyorlardı çünkü çoğu şey onlara müşahede olmuştu.
 Hz. Eba Ebdillah El Huseyn (a.s) iki parmağının arasından onlara makamlarını gösterdiği zaman onlar çoğu şeye teslim olmuşlardı ve artık dünyadan kopmuşlardır.

KERBELADA ZULÜMAT VARDI AMA…

 Huseynin evlatlarına, Huseynin hanımlarına, Huseynin Ehlibeytine ve Huseynin ashabına zulüm olunuyordu ve bu zulümattan dolayı Arşullah çatlıyordu. 
 Kerbela musibeti, bu kadar büyük ve bu kadar ağırdıa ama buna rağmen o seçkin ashaptan hiçbiri, kendi çocuklarının susuzluk acısını, Hz. Eba Ebdillah El Huseyn (a.s)'ın önüne geçirmediler.
 O eşsiz ashab, can verme ânlarına kadar Hz. İmam Hüseyin (a.s)'ın yükünü taşıdılar.
O eşsiz ashab, Hz. İmam Hüseyin (a.s)'ın hedefine daha rahat ve daha kolay bir şekilde ulaşabilmesi için İmam Hüseyin (a.s)'ın bütün yükünü omuzladılar.
NİYE OMUZLADILAR?
 Çünkü hakikatin üzerindeki, arzu ve istek perdelerini yırtmışlardı!
 Arzu ve isteklerini törpüleyerek atmışlardı!
 Bir teslimiyyet şuuruna sahip olmuşlardı ve artık hakikatleri görebiliyorlardı.
AMA BİZLER İSE HAKİKATLERİ GÖREMİYORUZ!
 Bizler, sadece söz ile diyoruz:
Ya Huseyn! Biz de hakikati göster.
Ya Huseyn! Bize de marifetinden ver.
İlahi! Bize marifetini ver.
İlahi! Bize Huseynin marifetini ver.
AMA SADECE SLOGAN ATIYORUZ.
HUSEYNİN MARİFETİNİ HERKESE VERMEZLER!
HUSEYNİN MARİFETİNİ YALNIZCA MÜŞTERİSİNE VERİLİR!

Marifete Müşteri olmanın alameti nedir?

Hz. Eba Ebdillah El Huseyn (a.s)'ın maarifetine mi ulaşmak istiyorsunuz?
Eğer istiyorsanız bunu çok iyi bilin:
"HUSEYNİN MARİFETİNİ HERKESE VERMEZLER!
HUSEYNİN MARİFETİNİ YALNIZCA MÜŞTERİSİNE VERİLİR!"

Müşteri olmanın alameti nedir?

Müşteri olmanın alameti: 
 "İmam Hüseyin (a.s)'ın yükünü taşımaktır; İmamı Zaman (a.f)'un yükünü omuzlamaktır."

 Hepimiz (Şiilerin/Alevilerin/Caferilerin hepsi) Hz. İmam Hüseyin (a.s)'ın yükünü taşımak zorundayız çünkü bizim İmamı Zamanınız (a.f)'da, İmam Hüseyin (a.s)'ın yükünü taşıyor.

 Arzu ve istekler, insanı helak eder/etmiştir!

Meğer Ömer b. Sad (l.a), İmam Hüseyin (a.s)'ı tanımıyor muydu?
Tanıyordu!
 Ömer b. Sad'ın yanında olan kişilerin kahrı ekseriyyeti İmam Hüseyin (a.s)'ı tanıyordu. 
 Kufelilerin hemen hemen hepsi İmam Hüseyin (a.s)'ı tanıyordu.
 İmam Ali (a.s) Kufe'de hükümet etmişti ve Huseyn (a.s)'da oradaydı. 
 Huseyn, kufelilere ders veriyordu; Huseyn, savaşmıştı, Huseyn, onların namusunu kurtarmıştı; Onların hepsi Huseyni tanıyordu ama arzu ve istekleri, onlara, yüklerini Hüseyin (a.s)'ın omuzlarına yüklemeye itti.
 Kendi yükünü İmam Hüseyin (a.s)'ın omuzuna yüklemeye çalışan kişinin, Ömer b. Sad ve yanındakilerden hiçbir farkı yoktur!
 Buna inanmayan varsa İmam Hüseyin (a.s)'ın siyerini açsın, okusun ve orada görsün.
 İmamların taraftarları musibete uğradılar; hem de tarih boyunca en büyük musibetlere uğradılar.
 Hiç kimse dünyevi nimetlerden veraste olanları ve musibetler ile imtihan olanların kötü oldukları için bu halde olduğunu zannetmesinler.
 Tam aksine onlar iyi oldukları için musibetlerin içindedirler.
 Bunu bilin ki! Allahu Tebareke ve Teala dünya nimetini çoğu zaman çoğu kişiye zorla veriyor.
 Ama İmam Hüseyin (a.s)'ın velayetine ulaştıracak olan bineği (musibetleri) yalvarıp yakarana veriyor.
 Allah, Velayetin musibetini zahmet çekene veriyor.
 Musibetler, İmamın yükünü omuzlarına alanlara veriliyor.
Bunlar sıradan şeyler değildir!
 İslam dininin ve Ehlibeyt mektebinin taraftarlarının sıkıntı ve zorlukların içerisinde olmalarının sebebi nedir?
Sebep: Onların günahkâr ve suçlu olmaları değildir.
 Sizler, Şialar'n zorluk ve sıkıntı içinde olmalarını, onların Allah'ın yanında itibar sahibi olmamalarından kaynaklandığını zannetmeyin!
 Allah'ın fakir müminleri, günahkar ve suçlu oldukları için fakir karar kıldığını zannetmeyin!
 Ya da mal, mülk ve sıhhat sahibi olanların, Allah yanında itibarlı oldukları için mal, mülk ve sıhhat sahibi olduklarını zannetmeyin!
 Böyle değerlendirecek olursanız İmama gidemezsiniz! 
 Böyle değerlendiren kişiler İmamın yükünü omuzlayamazlar!
Aşura ve İmam Hüseyin
Hakikati açıklayacak olur isek hakikat şöyledir:
1- Sana zenginlik verilmiş ise Veliyyullah'ın velayeti ile imtihan oluyorsun.
2- Sana fakirlik verilmişse sen Veliyyullah'ın velayeti ile imtihan oluyorsun.
3- Sana hastalık verilmişse sen Veliyyullah'ın velayeti ile imtihan oluyorsun.
4- Sana sıhhat verilmişse sen Veliyyullah'ın velayeti ile imtihan oluyorsun.
5- Hiçbir kimse imtihandan verâste değildir.
Bu böyledir ve bu hakikattir.
Eğer biz bunu kabul etmiyorsak/kabullenemiyorsak bu işimize gelmemesinden kaynaklanıyor.
Yoksa hepimiz, bunun "HAK" olduğunu biliyoruz!
Hepimiz biliyoruz ki:
"Bizler bugüne kadar İmam Hüseyin (a.s)'ın mektebine hiç bir şey katma taraftarı olmadık!
Bizler, her zaman alma taraftarı olduk ve bunun ile de yetinmedik bunun üstüne bir de mekepten gasp ettik!!!"
 Bizler, İmamların yükünü omuzlamak zorundayız ve bunu yapabilmemizin de tek bir yolu vardır:
1-Üstün olma fikrinden vazgeçeceksin.
2- Meşhur olma fikrinden vazgeçeceksin.
3- İlaç olduğunu düşünme fikrinden vazgeçeceksin! 
 Çünkü sen, kendin ilaca muhtaçsın. 
 Sen, kendin ilaca muhtaken nasıl ilaç olabilirsin?
 Senin sahip olmuş olduğun her şey senin imtihanındır!
 Bugün sahip olduğun her şeyi senin boynuna yular olarak geçirecekler ve senin sahip olduğun her şeyi, sen daha ölmeden önce senin burnundan lime lime getirecekler ve bu şekilde canını alacaklar:
1-Bu dünyada sana ilim verilmişse o ilmi, senin burnundan lime lime dökerek canını alacaklar.
2-Sana sağlık verilmişse senin sağlığını, burnundan lime lime dökerek canını alacaklar.
3- Sana mal mülk verilmişse senin o servetini burnundan lime lime dökerek canını alacaklar...
İmam'ın yükünü taşıyabilmeniz için:
1- Meşhur olma fikrinizden vazgeçeceksiniz.
2- Egolarınızı ayaklarınızın altına alacaksınız.

 İmam'ın karşısında ben dememeniz lazım!
"Ben de varım; İmam da var." 
"Ben de yaşayacağım; İmam da yaşayacak!" gibi fikirlerinizden kurtulmanız gerekir!
Böyle bir şey olamaz!
Bu fikirler sizi mektepten uzaklaştırır!
 Kibir ve egolarınızdan hür, bağımsız ve azad olmanız gerekir.
 Bunu yapabilmeniz için:
1- Esaret zincirlerinizi kırmanız gerekir.
2- Tefekkür etmeniz gerekir.

Allah, size akıl vermiştir; aklınızı kullanmanız gerekir.

 Yargılamayan kişiyi akıllı kişi değildir; akılsızdır. 
 Körü körüne giden kişi akılsızdır.
 Sana akıl verilmiştir; o halde imtihan et ve yargıla.
 Sana verilen hastalığın, sana ne kazandırdığını yargıla; yargılamadan niye mahkum ediyorsun?
 Sana verilen sağlığı yargılamadan ne için hemen nimet sayıyorsun?
 Önce onu yargıla ve bak! Gerçekten nimet midir?
İmam Hüseyin'in Aşurası:
CENNET VE CEHENNEMİN AYRILDIĞI NOKTADIR!
İmam Hüseyin'in Aşurası:
CENNET VE CEHENNEM İLE YÜZ YÜZE GELME NOKTASIDIR!
İmam Hüseyin'in Aşurası:
VELİYULLAH'I KABUL EDİP, ETMEMENİN İMTİHAN ARENASIDIR!
 Ama ne bizler, İmam Hüseyin (a.s)'ın velayetinin yükünü mutlak veçhi ile omuzlarımıza alıp yüklenebiliriz ne de Allah o imtihanı bize verir. 
 Allah, bu imtihanın mutlağını bize vermez çünkü bizim liyakatimiz yoktur!
 Ey İmam Hüseyin (a.s)'ın musibetine uğramak için fersah fersah kaçan kişi!
"Sakın, Allah'ın bu imtihanı sana vermek için senin peşinden koştuğunu zannetme!!!"
Böyle bir şeyi zannetme!
Bu musibet; Tüccara verilmez!
Egoiste verilmez!
Bencile verilmez!
Kibirli kişiye verilmez!

Bu imtihan tek bir kişiye verilir:
 "Kendisini, Hz. İmam Hüseyn (a.s)'ın emrine amade olmak ve İmam'ın işini yapmak için yaratıldığına inanan ve bunun gereğini yapan kişiye verilir." 
Biz Aşura'yı, bunun için yaşıyoruz.
O gün, görevini yapanlar da bunun için yaptılar.
İmam Hüseyin'e karşı gelenler de bunun için karşı geldiler.
O gün muhalefet eden kişiler egolarına yenik düştükleri için muhalefet ettiler.
O gün onlar İmam'ın emrinde çalışamayacakları için muhalefet ettiler.
Ama onların hepsi zarar ettiler!
Hepsi ziyan ettiler!
Çünkü o muhalefet edenlerin ve savaş ilan edenlerin hepsi, velayetten mahrum oldular/mahrum kaldılar!

3. DERSİN SONU.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir